Bu yazıyı beğendiniz mi?

(toplam 12 oy)

Arşiv

Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pa
12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
272829

imageOtuz yıldır kırılıp dökülmesine rağmen tekrar tekrar başa alınan ve tek parçadan oluşan bir plak var orta yerde. Ve 2011 yılında tamirciye verilmiş. O da kırıkları bantla yapıştırmış, çizikleri silikonla tamire kalkmış. Ne var ki onarayım derken eski halinden daha berbat bir plak çıkmış orta yere. Plak otuz yıl boyunca „Apo ajan, Apo ajan…“ diye dönüp dururdu. Şimdi İstanbul ve Ankara‘da yapılan tamir, verilen ayar sonucu Murat Karayılan, Cemil Bayık ve Duran Kalkan da eklenmiş plaktaki repartuvara.
Bu nakaratı, bu saçma iddiaları tekrarlayanların iş ve güçleri kapı kapı dolaşıp PKK’ye küfretmek ve böylelikle de TC bakanlarının, TV moderatörlerin beğenisini kazanıp aferin almak. Bunları toparlarsak şöyle bir tablo çıkar karşımıza: TC, diğer Kürt örgütlerinin görüşlerinin Kürt halkı nezdinde yaygınlaşmaması için Abdullah Öcalan’ı ayarladı ve Kürt gençlerinin arasına saldı. Para verdi, imkan sağladı. Sonra Öcalan kendisi gibi derin devletçi Duran Kalkan, Cemil Bayık, Murat Karayılan ve adı şimdilik listeye dahil edilmemiş bir dizi insanla PKK adlı örgütü kurdu. Ve bu örgüt 30-35 yıldır TC derin devletinin hizmetinde Kürt ulusal mücadelesini dumura uğratmak için uğraş içinde.
Bunları söyleyen, herkesi ajan ve derin devletin adamı olmakla suçlayan bu baylar çok da alınganlar. Biraz insaflı ve ölçülü olun dendiğinde, gözünüzün üstünde kaş var hatırlatması yapıldığında ise velvele koparıyorlar.
Peki durum iddia edildiği gibi midir? 1980‘de yaptığı darbe ile tüm örgütleri silindir gibi ezip geçen, Kürdistan’da en ufak bir direniş hücresi bile bırakmayan bu devlet, nasıl olur da bu şartlarda kendi kurdurduğu örgütün kendisine karşı silahlı mücadeleye başlamasına müsade eder?
Bu nasıl bir devlet aklıdır ki, ajanlarının köşe başlarını, en tepe noktalarını tuttuğu örgütün yirmi kişiden yirmibine, yirmibinden ikiyüzbine, ikiyüzbinden iki milyona ve bunun birkaç misline çıkmasına, kitleler arasında dal budak salmasına, hatta önünü barajlarla kapattığı parlamentoya yansımasına, Kürdistan’daki belediyeleri kontrol altına almasına ve fiili bir durum yaratmasına müsade eder?
Bu nasıl bir devlettir ki, kendisinin anayasa ve yasalarla yasakladığı bir dilin kendi kurdurduğu ve kontrol altında tuttuğu bir örgüt kanalıyla yaygınlaşması ve günlük yaşamda kullanılması için televizyon ve radyolar açılmasına, enstitü ve akademiler kurulmasına, gazete ve dergiler çıkarılmasına ses çıkarmaz?
Bu nasıl bir devlettir ki, kurdurduğu ve denetim altında tuttuğu örgütü susturmak için diplomasi ve uluslararası ilişkileri devreye koyduğu, bu amaçla her yıl yüzlerce milyon doları bu işe ayırdığı halde bunu başaramaz ve kendini bu denli ayağa düşürür?
Bu nasıl bir devlettir ki, ajanlarının kontrolündeki örgütü ortadan kaldırmak için otuz yıldır kendi egemenliği altında olan toprakları, yerleşim birimlerini bombalar, onbinlerce askerinin kaybına yol açar, yüzlerce milyar doları kurdurduğu ve denetim altında tuttuğu örgütü ortadan kaldırmak için berheva eder, bir türlü sonuç alamaz ve böylelikle de itibar kaybına uğramayı göze alır?
Ve ajanlar örgütü PKK, kendisini kuran TC’ye karşı 28 yıldır silahli mücadele sürdürüyor! Ve ajanlar örgütünün başkanı TC aşkına 12-13 yıldır İmralı’da ağır tecrit koşulları altında tutulmayı hizmet gereği, Türkiye aşkı gereği sineye çekiyor! Ve diğerleriyse hizmet aşkı uğruna 30 yıldır dağbaşlarında, Heron ve F16’ların menzilinde ömür tüketiyor, gençlik ve yaşamlarından feragatı göze alıyor, aile ve yakınlarından vazgeçebiliyorlar!
Belki de öyle değil? Belki de Kandil’de Hilton, Xakurk’da Sheraton ve Gare’de Maritim’de kalıyorlardır. Sundukları hizmet karşılığı TC’den aldıkları paraları da herhalde Kandil’deki Bankamatikler aracılığıyla çekip Porsche Jeep’lerle, İtalyan Ferrarilerle Zap vadilerinde tur atarak, alış-verişlerini Boss ve Armani‘den yaparak harcıyor; boş zamanlarını da besledikleri tazılarla ava çıkarak geçiriyorlardır, kim bilir?
Bir çok şey olabilir. Ama birşey yine de aklımı kurcalıyor. Tamam, Öcalan İmralı’daki hücresinden hizmete devam ediyor diyelim. Peki Kandil’de olan Cemil Bayık, Duran Kalkan ve Murat Karayılan acaba hizmetinde oldukları devletle nasıl haberleşiyor, hangi yollardan emirler alıyor, raporlar sunuyorlar acaba? Başlarında dolaşan Heron ve F16’ların hışmından korunmak için içtikleri sigaranın dumanıyla mesaj mı alıp veriyorlar? Bombalanacak yerlerin koordinatlarını böylelikle mi karargaha geçiyorlar?
TC’yi her kurum ve kuruluşu ile denetim altına alan, generalleri saygı duruşuna geçirten, geçmeyenleri ise içeri tıkan AKP hükümeti, Erdoğan ve Atalay, ajanlarının denetimi altındaki örgütü neden hala el altında tutmaya devam ediyorlar? AKP neden bu işi toptan halletmek dururken, son üç yıldır gece yarısı operasyonlarıyla parakende haletmeye çalışıyor? Neden kendi adamlarının eliyle legal partinin kapısına kilit vurdur muyor? Neden onlarca avukat ve gazeteciyi tutuklayarak kendini el-aleme rezil rüsva ediyor? Bu işin hiç mi kolayı yok?
30 yıllık hizmet karşılığı epeyi bir mal ve mülk sahibi olmuşlardır herhalde. TC de, ABD ve AB de açıklasa da, bu insanların ne kadar mal varlıkları olduğunu bir öğrensek?
Herkes de biliyor ki bu insanların birakalım mal ve mülklerini, ceplerinde tek kuruşları yoktur. Banka kartlarını hayatlarında görmemişlerdir. Ne Akdeniz’in yüzünü görmüş, ne de bir kedi ve köpek sahibi olmuşlardır.
TC’ye hizmet karşılığı (!) edindiklerini ise meraklısına biz açıklayalım: 30 yıl dağ başlarında, yastıksız, yorgansız ve her anı tehlike ile içiçe geçmiş, ölüm ile burun buruna bir yaşam. 30 yıldır sürekli mobil ve seyyar bir hayat, katedilen onbinlerce kilometrelik dere ve tepeden oluşan yol. 30 yıldır binlerce arkadaşın şehadetine şahit olunmuş bir mücadele.
Buna karşılık edindikleri ise dünyalar değerindedir. Milyonlarca insanın gönlünde, kalbinde taht kurmanın, onların saygı ve sevgisini kazanmanın ne anlama geldiğini bu baylar anlayabilirler mi? Bir de Kürdistan coğrafyasına sahip olma duygusu, ne biçim bir duygudur, bundan haberdar mıdırlar? Konuk olmadıkları mağara ve sığınak, ayaklarının basmadığı bir karış toprak yok gibidir onların. Bunlardır zenginlik ve mal varlıkları. Bunlara ek olarak da birer adet tabanca ile Kalaşnikof, ikişer adet tek tip gerilla elbisesi ile battaniye, birer adet palaska ile sırt çantası. Her birinin sahip olduğu mülk de, mal da bu. Yazın kavurucu sıcağında da, kışın dondurucu soğuğunda da..
Doğrusu yanlışıyla, eksiği fazlasıyla kendilerini 30-35 yıldır bir halkın kurtuluşu için mücadeleye adamış, bu uğurda her türlü fedakarlığa katlanmış ve bugün de mücadelenin içinde, başında olan bu insanlara ilişkin laf ederken, az da olsa insaflı ve vicdanlı olmak gerekir. Şairin dediği gibi, düşmanlık ve hasımlığın da mertçe olması, bu işin de bir raconunun tutturulması gerekir.
  • email Arkadaşına gönder
  • print Yazıcı versiyonu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Yaz comment Yorumlar (0 Yazılmış)

© 2009 aktuelbakis.org, All rights reserved.