E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?
Arşiv
| Pt | Sa | Ça | Pe | Cu | Ct | Pa | |
|---|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | |||
| 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 | 12 | |
| 13 | 14 | 15 | 16 | 17 | 18 | 19 | |
| 20 | 21 | 22 | 23 | 24 | 25 | 26 | |
| 27 | 28 | 29 | |||||

Belgelemek’ ; gerçeği olduğu gibi verme tandansından doğan bir eylemdir.
Belgeleme çabası ise bu işi icra eden sanatçının ya da yazarın hedef kitlesini bilgilendirmeye yönelik bir kaygı taşımasından kaynaklıdır.
Hazırlanan görsel belgeleme çalışmaları her ne kadar görüntünün sanatsal estetiğinden ve imgesel yanlarından faydalansa da bu, sonucu değiştirmez. Belgesel’in yönetmeni hedef kitlesini bilgilendirirken seçtiği konu etrafında mizansenler (mise en scen) yaparak röportajlar etrafında anlatı işi yapar. Bu amaç şu an Kürt belgeselcilerinin hedefiyle bire bir örtüşmektedir.
Türkiye Kürtlerinde Belgeselcilik,
Niteliği ve Belgeselciliği tetikleyen koşullar./Bülent GÜNDÜZ
‘Belgelemek’ ; gerçeği olduğu gibi verme tandansından doğan bir eylemdir.
Belgeleme çabası ise bu işi icra eden sanatçının ya da yazarın hedef kitlesini bilgilendirmeye yönelik bir kaygı taşımasından kaynaklıdır.
Hazırlanan görsel belgeleme çalışmaları her ne kadar görüntünün sanatsal estetiğinden ve imgesel yanlarından faydalansa da bu, sonucu değiştirmez. Belgesel’in yönetmeni hedef kitlesini bilgilendirirken seçtiği konu etrafında mizansenler (mise en scen) yaparak röportajlar etrafında anlatı işi yapar. Bu amaç şu an Kürt belgeselcilerinin hedefiyle bire bir örtüşmektedir.
Son yıllarda Türkiye Kürtlerinde belgeselciliğin gelişimi sorusunu genel olarak Kürt ulusal bilincinin uyanışı sonucu açığa çıkan enerjiyle açıklamak mümkündür.
Belgeleme işi Kürtlerin geçtiği siyasal süreçlerle doğrudan alâkâlıdır. Yazılı eseri yok denecek kadar az olan bir halkın tarihsel sürecini görüntünün gücünden faydalanarak işleme fikri küçümsenmeyecek kadar büyük bir sanatsal eylemdir. Bir şarkıyı,bir aşkı, bir cinayeti,bir sürgün hikayesini, bir kültürel geleneği sanatsal filtrelerden geçirmeden önce onu en yalın, en sade, işlenmemiş yani ham haliyle topluma sunmak gerekiyor.
Bu konu hakkında önce bilgilendirme işi yapmak gerekiyor. Kürt sanatçılar bu eylemi doğal davranış diyalektiği içinde mi, yoksa bilinçsizce mi yapıyor bilmiyorum ama en azından bu güne kadar yapılan bir çok belgeselin içeriği bu yöndedir. Her belgesel Kürtlerin içinden geçtiği siyasal bir sürece tekabül etmektedir. Son yıllarda çekilen ‘Dersim 38’ , ‘5 No'lu Cezaevi Diyarbakır’, ‘Berivan’ belgesellerinin her biri bir insanlık trajedisini, bir başkaldırıyı anlatır.
Dolayısıyla resmi ideolojinin baskı ve yok sayma tandansı ve yaşanan siyasi çalkantılar Kürt belgeselciliğini tetikleyen başlıca etkenlerdir. Bir ara nedenden biri de belgesel filmlerinin sinemadaki gibi çok yüksek miktarda finansmana ihtiyaç duyulmadan çekiliyor olmasıdır.
Son yıllarda Türkiyede yapılan bir çok belgesel, içinde Kürtlerin siyasal iradelerini sahiplenme ve kültürel değerlerini yaşatma çabasını yansıtır. Yani 1990 yılların ikinci yarısından bügüne kadar çekilen her kürt belgeselinin temasında mutlaka yaşanan kirli savaşın izlerine rastlarız. Dolayısıyla Kürtlerin içinden geçtiği siyasal süreç, aynı zamanda Kürt belgeselciliğinin de ana karekterini de çizmiş oluyor. Bu durumda hayvanlar alemini veya göller ve ırmakları anlatan kürt belgesellerini görmek için daha çok belkleyeceğiz gibi geliyor.
2010 yılında yaptığımız Evdalê Zeynikê belgesel filmi de yüz yıl önce yaşamış bir dengbêjin hayatını anlatır. Fakat daha fazla bilgi verme kaygısı bir çok imgesel yani görüntüye anlam katacak imajlar kullanarak anlatma fikrini ikinci planda bıraktı bizde. Sanatsal imgeler yaratmadan önce belgelemek ve bu konu hakkında toplumda bir altyapı oluşturmak gerekiyor. Sonradan yapılacak sanatsal filmler sanırım bu bilgiler üzerine inşa edildiğinde belgeselcilik ikinci planda kalacak ; filmeler daha da öne çıkacak. Bu konuda en bariz örnek Ermenilerin Evdalê Zeynikê ’si ‘Sayatnova’nın’ filmidir. Filmhiç bir şey anlatmaz, yönetmen imgeler kullanır. Her karesi üzerinde saatlerce tartışılabilir. Çünkü filmde diyalog yok, sadece mizansenler üzerine kurulu imajlar bütünlüğü hakimdir. Bu filmin toplumda karşılığını bulması toplumun Sayatnova hakkında bir alt bilgiye sahip oluşuyla doğrudan alâkâlıdır. Burdan hareketle Kürt belgeselciliğinin ortaya çıkışı veya film yapmak yerine belgesele yönelim, bu bilgi boşluğunu doldurma ihtiyacıyla açıklanabilir diyebiliriz.
Bilinen siyasal sebepler, bu bilgi akışına engel olduğundan Kürt bellgeselciliği bunu belgeleme göreviyle tamamlamaktadır.
Eğer bügün Kürt belgeselciliği kendisini var etmeye başladı diyebiliyorsak bu, rahatsızlığı dışa vurma , toplumla paylaşma veya üzeri betonlanan olay ve olguların deşifre edilme ihtiyacından kaynaklı bir istekle açıklanabilir. ‘Bilgiye susamışlık’, ‘ tarihine ve benliğine susamışlık’ doğru orantılı olarak bunu belgelerle topluma anlatma ihtiyacını doğurmuştur.
Baskı ve yok sayma anlayışı Kürt kültürü ve sanatı üzerinde ciddi tahribatlar yaratmıştır. Dili, kültürü ve sosyal yaşam alanı daraltılan bir halkın kendisine ifade alanı olarak belgeselleri seçmesi kaçınılmaz bir sonuçtur.
Sıfırdan, yılda onlarca belgeselin çekildiği bir noktaya gelen ve uluslararsı alanlarda ödüller alacak bir noktaya ulaşmış Kürt belgeselciliğinin ortak bir hareket noktası veya buluştuğu bir alan var mıdır acaba?
Bu da yine Kürtlerin siyasal statüsüyle açıklanabilir. Devletsiz, kendi kurumlarını oluşturamayan yapı, sadece kendi imkânlarıyla bu işe gönül veren bir kaç sanatçının çabasıyla bugüne gelmiştir. Kürt belgeselciliğinin yükselişte olması ve bir o kadar birbirinden kopuk olması kendi kurumlarını yaratamamasıyla açıklanabilir. Fazla belgesel çekmek tek başına belgeselciliğin yükselişte oluşuna işaret değildir. Esas olan, bu belgesellere pazar alanı yaratacak, dağıtım sorunlarını çözecek ve halkla buluşturacak yaşam alanları yaratmaktır.
Kürt belgesellerinin uluslararsı platformlarda prestijli ödüller alıp Türkiyede adının bile anılmadığı oluyor. ‘Etki ve eylem aracı’ olan medyanın Kürt sorunu için kullandığı filtreler kürtlük kokan sanatsal eserleri içinde devrededir.
İstanbul’da 1990 lı yılların ikinci yarısında Mezopotamya Kültür Merkezinde Nuray Şen’in başkanlığında oluşturulan sinema kollektifi dışında herhangi bir örgütsel Kürt sinema kurumu yoktu. Bu sinema kollektifinde de audiovisuel dilde ‘alaylı’ yetişen arkadaşların bireysel çabalarıyla çektiği kısa metrajlı film ve belgeseller yapılmıştır. Burda yetişen arkadaşlar için film setleri bu işin okulu olmuştur. Kürt yönetmen Kazım Öz bu ekolün öğrencisidir.
İşlenecek o kadar çok konu, o kadar çok acı, o kadar çok hikaye var ki nereden başlayacağımızı bilmeden her alana saldırıyoruz adeta. Mesale Evdal’ın senaryosunu bitirdiğimde konu beni o kadar heyecanlandırdı ki herhangi bir finansman arama gereğini duymadan bir kaç aylık ön çalışmadan sonra çekimlere başladık . Oysa böylesi büyük projeler için uzun bir hazırlık dönemi ve planlama gerekiyordu.
Bizim şu an yaptığımız her şey bakir bir tomurcuk güle ilk dokunuştan ibarettir. İlkler hep heyecan vericidir. Daha çok lirizm ve duygu hakimdir. Bu yüzden teknik ve içerik olarak eksiklikler çok fazla göze gelmez, görünse de ilk olmanın acemiliğine ya da fedakârlığına bağışlanır. Bu da belgeselciliğin teknik sorunları içinde ayrıca incelenmesi gereken başka bir konudur.
Bülent Gündüz
cinepotamya@yahoo.fr



