E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?

Belki de Erdoğan ” Yavuz’a mahcup olmayacağız” derken, Yavuz’un ırkçı ve katliamcı yapısını savunmuştur. Kim Bilir!
Türk Başbakanı Erdoğan, malum güçlerce getirildiği 2002 yılından bu yana, Türkiye ve Kuzey Kürdistan coğrafyasındaki halklara en büyük ihaneti; kendisini ’ümmetçi ve Müslümanım’ diye tanıtarak yapmıştır. Bu anlamda da, zaten 87 yıldır beyni dumura uğramış Türk, Kürt ve diğer halklar, bu oyun ve oyalamanın farkına varamamıştır. Halkı, bir sömürgeci taktik olan, İslam soslu sahte ümmet ağzıyla oyalayıp-oynatan Erdoğan, bu şekliyle kullanmış olduğu usturalı pamuk ağzıyla da pek bir ilgi topluyor. Halk ne bilsin ki, yüze sürülen pamuğun içinde ustura olduğunu! Nabza göre şerbet veren Erdoğan’ın şerbet çukuru, parallah ideolojisinin çanak yalayıcılarıyla her geçen gün daha da büyüyor. Maddi olarak büyümesi, maneviyatı silikleştirip, hakikatten uzaklaştırıyor. Sömürgecilerin batı felsefesi olan bencil bireysel yaşam, insanoğlunun dünyada, cennete bu yolla sahip olacağını, zombileşen tüm beyinlere enjekte ediyor. Bu anlamda Erdoğan’ın şerbet çukuru da, katılan her bireyin zihninin çalınması ve ümmet veya komünal yaşamdan uzaklaştırılıp bireyselliğe oynatılmasıyla genişliyor. Çünkü bireysel yaşam, yoz yaşama sevdalı asalaklar doğurur.
Türk Başbakanı sözde ‘Müslüman’ Erdoğan, ülkesinde yaşayan halkları sadece seçim dönemlerinde hatırlıyor. Sahte İslam ile sıvanmış söylemlerine kanan halk, bu uykudan uyanamıyor, çünkü Erdoğan’ın sahte İslam soslu Allah-Peygamberle süslenen üslubu, halklara ümmet anlayışını yansıtıyor gibi geliyor! Seçimlerde hatırlanan halk, daha dün ne söz verdiğini ve verilen sözleri yerine getirmediğini bir türlü göremiyor. Göremiyor, çünkü Erdoğan her kalkıp oturuşunda dinciliğini ortaya koyup Allah-Peygamber diye başlıyor ve böylelikle Hz. Muhammed’in “şekilcilik yapmayın” sözünü de bir yerde teğet geçmiş oluyor. Yani bu şahıs Allah’ı, Peygamberi ve halkın gönlüne taht kurmuş kişilikleri kullanmasını çok iyi biliyor. Bu ağzın tek bir ifadesi var, o da sömürgecilerin istilaları sonrası, istila edilen yerlere gönderdikleri rahiplerde kendisini buluyor. Tahta geldiği gün, kendisinin, oğlunun ve akrabalarının serveti yok denecek kadar az iken, şimdilerde nelere sahip olduğunu çok iyi bilmekteyiz. Seçimlerde hatırladığı halkın oğulları askerliğini savaş bölgesinde yaparken, kendi ve akrabalarının oğulları yatlarda katlarda, otel odalarında, klimaların altında ‘askerlik yapıyor’. Hatırlanan zavallı halk ise, İslam ile süslenmiş cümleler sarf eden kişiliği gözünde büyüttüğünden, “bir Başbakanın oğlu nasıl olurda çatışmalı bölgede askerlik yapar” demekten kendini alı koyamıyor. Neden, çünkü Erdoğan’ın ağzı sömürgeci ağız ve İslam soslu ümmet yaklaşımıyla halklara yaklaşıyor da ondan. Halk; Sen iktidara geldiğinde mazot 1,450 iken neden şimdi 3,000 TL diye soramıyor. Başörtüsü sorununu halledecektin, neden etmedin diye de soramıyor. Kürt sorunu benim sorunumdur dedin ama Kürt halk gerçekliğini bunca zamandır neden tanımadın, aksine imha ve inkârda ısrar ettin diye de soramıyor. Sormuyor değil, soramıyor. Adeta sorduğu zaman çarpılacakmış gibi bir his içerisine giren halk, bu duygularla ona tabi oluyor.
Erdoğan’ın söylediklerini bu kandırılmış ve her şeyden habersiz bırakılan halk anlamayabilir ama bizler çok iyi anlamaktayız. Bu şahıs Diyarbakır’da; “Kürt sorunu benim sorunumdur“ diyordu. Öte taraftan sorun olarak anlatmak istediğinin aslında hiç de barışçıl çözüm olmadığını, aksine imha ve inkârda ısrar edeceklerini, asıl amacın Kürt halk hareketini tasfiye yönünde bir çözüm isteyip dayattıklarını bizler kestirebiliyorduk ki amaçlarının bu doğrultuda olduğu da ortaya çıktı. Özünün karanlığını İslami terimlerle makyajlayıp; “Analar ağlamasın” edebiyatı yapıyordu. Ancak “kadında olsa çocuk da olsa güvenlik güçlerimiz gerekeni yapacaktır”ın ardından ağlayan analar, gün be gün çoğalıyordu. Halkta öyle bir algı oluşturdu ki, sanki çocukları cezaevine kendi iktidarı göndermemiş gibi, “biz bu çocukları içeriden çıkaracağız” diye naralar atıyordu. Halk anlamayabilir, ancak bizler o çocukları içeriye Erdoğan hükümetinin attığını çok iyi biliyorduk. Bir taraftan yetmiş iki milletli Türkiye diyerek; Laz, Çerkez, Arap, Türk, Kürt ile hep beraberiz diyordu, diğer taraftan tek dil, tek millette ısrar ediyordu ki hala aynı kararlılıkta olduğunu bas bas dile getirmektedir. Hz. Ali’nin; haksızlık karşısında susanın dilsiz şeytan olduğu söylemini söyleyecek son kişinin Erdoğan olması gerekirken, hiç çekinmeden sahte yüz altından bu gerçekliği ve kimsenin karşı çıkamayacak sözü söyleyebiliyor. Haksızlık karşısında susmadığını söyleyen Erdoğan, hiç bir zaman Kürt halkına karşı haksızlık yapıldığını, aslında anadilde eğitim yapmaları gerektiğini, devletin ve şimdiye kadar gelen hükümetlerin yoğun baskısı nedeniyle kültürlerini geliştiremediklerini söyleyememiştir. Bunu bilip de yapmayan bir kişi zaten haksızlık karşısında susuyor demektir. Bu anlamda da şeytanın ta kendisidir. Genlerimizde af yok diyen Erdoğan, bu halka, önce kimin, kimi affedeceğini anlatmıyor. Kürt halkı mı Türk devletini affedecek, yoksa Türk devleti mi Kürt halkını affedecek? Her nedense affı dile getiren, hep sömürgeciler oluyor. Kur-an’ın affını yapan Tanrı iken, bireysel bencil yaşamın affını yapan sömürgeciler oluyor. Neden, çünkü bir yerde kullar var, diğer yerde de köleler! Bunun aksi de, kullar ve köleler af diliyor.
Erdoğan, Alpaslan’ın ve Yavuz Sultan Selim’in hatırasına bağlı kalacağını ve mahcup olmayacağını dile getiriyor. Ancak Erdoğan bu halka, Alpaslan’a Anadolu’nun kapılarını açan 20 bin Kürt süvariden hiç söz etmiyor. Yavuz Sultan Selim dönemindeki Osmanlının kabul ettiği Kürdistan’ı yoktan sayıyor. Belki de Erdoğan Yavuz’a mahcup olmayacağız derken, Yavuz’un ırkçı ve katliamcı yanını savunmuştur. Erdoğan da iyi şiir okur, Yavuz da iyi şiir yazar. Bakın Evliya Çelebi seyahatnamelerinden birinde ne yazıyor. Evliya Çelebinin duraklarından biri de Kürdistan’ın Muş ili oluyor. Evliya Çelebi, orada bir çeşme üzerinde yazılan şiiri aynen seyahatnamesine aktarıyor. Şiirde deniliyor ki; Kürde fırsat verme YARAB, dehre sultan olmasın. Ayağını çarık sıksın, gönlü huzur bulmasın. Vur sopayı al haracı, karnı bile doymasın. Ol çeşmeden gavur içsin, kürde nasip olmasın. Vasiyetim odur ki, kürd bin kere yalvarsın. İnanma, kanma evlat, yakana bit, kapına kürd dadandırma… (bkz kaynak: Evliya Çelebi, Seyahatname, Zuhuri Danışman Derlemesi, C.3, s.80)
Tek dil, tek millet diyen Erdoğan’dan ne beklenebilir ki? Padişahlığı döneminde binlerce kürdün katliam emrini veren Yavuz Sultan Selimin arkasından gitmeyecekte, onu mahcup etmeyecekte kimi edecek.
mehmet_serhat_polatsoy@hotmail.com



