E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?
Arşiv
| Pt | Sa | Ça | Pe | Cu | Ct | Pa | |
|---|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | |||
| 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 | 12 | |
| 13 | 14 | 15 | 16 | 17 | 18 | 19 | |
| 20 | 21 | 22 | 23 | 24 | 25 | 26 | |
| 27 | 28 | 29 | |||||
Gidenler, ah gidenler!... Bizi bu dünyaya katlanmaya mecbur kılan gidenler... Bizi bir başımıza bırakıp gidenler...
Onlar göçüp gittikten sonra sanki dünya eski dünya mı, gün aynı gün, huzur aynı huzur mu?...
Biz aynı biz miyiz? Gidenler gittikleriyle kalmıyorlar, bir yangın yeri açıp gidiyorlar yüreklerimizde. Dinmeyen bir sızı, kapanmayan bir yara, susmayan bir inilti. Ve kurumayan bir gözyaşı pınarı... Yara alan bir gelecek, utanan bir umut, eksilen bir ömür bırakıp gidiyorlar. O gidenler bizim şen yanımızdılar.
BAGER’E
Gidenler.../ Gülazer Akın
-KEKO-
Gidenler, ah gidenler!... Bizi bu dünyaya katlanmaya mecbur kılan gidenler... Bizi bir başımıza bırakıp gidenler...
Onlar göçüp gittikten sonra sanki dünya eski dünya mı, gün aynı gün, huzur aynı huzur mu?...
Biz aynı biz miyiz? Gidenler gittikleriyle kalmıyorlar, bir yangın yeri açıp gidiyorlar yüreklerimizde. Dinmeyen bir sızı, kapanmayan bir yara, susmayan bir inilti. Ve kurumayan bir gözyaşı pınarı... Yara alan bir gelecek, utanan bir umut, eksilen bir ömür bırakıp gidiyorlar. O gidenler bizim şen yanımızdılar.
Şimdi bana söylermisiniz, biz onlarsız nasıl eksiksiz yaşayalım. Nasıl pembe düşler kuralım. Suyun zehrini bile nasıl ayıklayalım. Hergün yeniden yeniden kaldırılıyor kabukları yaralarımızın. Şimdi söylermisiniz, gözlerimdeki hüznü nasıl kurutayım?... Sırtımda duran dert kamburunu nasıl söküp atayım?
Şimdi söyleyin asıl ölenler geride kalanlar değil mi?
Bi de çok öncelerde Kekêmın gidişi var ki, öyle dili olmayan renksiz, dibi olmayan bir sızı...
İnleyişlerim en çok onadır. Onun yaşanmamış ömrüne. Erkendi, çok erken... En çok buna yanıyorum. Öyle her şey yarım yamalak bırakıp gidilmezdi ki. Yıllardır bunu anlatmaya çalışıyorum. Yıllardır bunadır acım, gözyaşım. Bir içimlik su olan delikanlılığınadır itirazım. Yeşildi umutlar, ıslaktı sabahlar, öfkesizdi güneş, duruydu sesler, temizdi yüzler ve güzeldi hayat Kekêm gitmeden önce... Sanki her kes, her taraf bizim gibi çocuktu.
Şimdi ben iğdesini yediğimiz ağaçlara nasıl anlatayım gidişini. Boğazımıza batan şilanlara. Tozunu savurduğumuz yollara, pusuya düşürdüğün güvercinlere nasıl söz geçireyim...
Her gün gülümsediğin kırık aynaya, sesini özleyen insanlara nasıl anlatayım gidişini. Kaç kez istedim yerine ölmüş olmayı. Kaç kez istedim. Şakağında patlayan merminin şakağımda patlamış olmasını. Kaç kez istedim ilk gidenin ben olmayı. Kaç kez, kaç kez, kaç kez...
Bulunduğumuz topraklarda fırtına kopuyor. Bu fırtına içinde herkes kendine hayattan bir parça koparmaya çalışıyor ama biz kamburu dert olanlar, geleceği kırık aynaya benzeyen hallerimizle ortada kalakalmışız. Yani demem o ki bir yüreği nasırlaşanlardanız. Gülsek de, soluk alsak da, akıp gitsek de zamanla birlikte...
Gindenler, ah gidenler... Gidişlerine felç olduğumuz gidenler. Yanarız, kanarız ama başımız diktir sizinle. Biraz da vicdanlarımız olmuşsunuz ya, kendini yitirmenin kapısı...
Yıllar yıprana yıprana akıp gidiyor. İşte on altı yılın kederiyle yine bize geliyor günahkâr temmuz.
16. yıldönümünde Kekêmin seni saygıyla anıyorum. 
Gülazer Akın
Adıyaman Cezaevi
Yorum Yaz
Yorumlar (2 Yazılmış)
-
Gönderen ensa, 18 Temmuz, 2010 23:22:25xelat abla gidiyorlar hemde vedalaşmadan geride kalanların hiçmi önemi yok,içimize kor bir ateş bırakarak....
-
Gönderen enver, 15 Temmuz, 2010 21:12:14okuyup düşünmeli bence



