E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?

Bugün gelinen aşamada, Kürt sorunun çözüm formülü ve bunun örgütlü iradesi olarak Özgürlük Hareketi, daha farklı bir yöne doğru gidiyor. Her ne kadar bu biçimde, bir resmi politika ve kararlaşma durumu söz konusu olmasa da, gidişat ve veriler bu noktayı gösteriyor. Bunun için birçok yansımayı sıralamak mümkündür.
Çünkü Türk devleti ve hükümetleriyle ortak bir çözüm arama seçeneği aşılıyor. Bu konuda ki bir kararlaşma durumu netleşiyor ve adım adım kesinlik kazanmaya doğru gidiyor. Neden ve nasıl bu noktaya gelindiğine dair çokça yazılıp çizildiği için, tekrarlara düşmek istemiyoruz. Ancak sorumluluğun TC sömürgeci devletinden kaynakladığını bir kez daha belirtelim.
Özellikle TC Cumhurbaşkanı Gül, hem daha önce ki yaklaşım ve açıklamaları, hem de en son Nijerya ya giderken yapmış olduğu açıklama, konu bağlamında son derece ciddidir. Öyle ki Genelkurmay Başkanı Başbuğ’u bile eleştirip, uyaracak denli bir çılgınlığın ipuçlarını veriyor. Korkunç gizli planlardan bahseden Gül’ün konumu itibarıyla sarf ettiği bu sözler, asla hafife alınamaz ve es geçilemez. Gül’ün, mutlaka gizliğinin korunmasını istediği, o sözünü ettiği MGK kararlarının irdelenmesi ve öğrenilmesi gerekiyor. Hiç kuşku yok ki, bu bahsi konu edilen MGK patentli kararların, Kürtler için çok tehlikeli olduğunu iyi okumak zorundayız.
Dolaysıyla on yılları bulan ve bir ölçüde de belli bir algılayış alışkanlığını yaratmış olan bir tür çözüm formülünden hızla çıkmak gerekiyor. Bu bağlamda çok dikkat edilmesi gerekli olan bazı hususlar bulunuyor. Politika sanatında ve toplumsal sorunların fay hattında anın gereklerine göre daha bir üstün politik kararlılık göstermek ve buna uygun hamlelerini yapmak gerekiyor. Yani zımnen de olsa, işte düşmanı daha fazla tahrik etmemek, kızdırmamak anlamına gelebilecek türündeki duruşlara asla düşmemeliyiz. Doğrusu bu manaya gelecek olası bazı politikacıların yaklaşımları var ve bunlar hiç de olumlu sonuçlar doğurmayacaktır.
Girilen süreç, kesinlikle ideolojik ve ruhsal olarak bir devrimci duruşu zorunlu kılıyor. Bağımsız duruş ve pratikte bunun ete kemiğe bürünmesi, tarihi görev zorunluluğundan kaynaklı olarak risk almayı koşullar. Devrimci ilke ve hedefe kilitlenmenin kriteri, mutlaka bu noktada ifadesini bulmak durumundadır. Zaten bu nedenle, mevcut direniş mücadelesi ve bunun bir üst safhaya geçişin işaretleri oldukça kayda değerdir. Bu konuda ki bazı ayak sürtmelerin ve ikircikli halde olanların direnci de, doğal olarak adım adım tükeniyor.
Bundan böyle, niyetlerden çok gerçek veriler üzerinden bu sorunun çözümü söz konusu olacaktır. Herkes bir biçimde bu realitenin farkına vardı, anladı. Gelinen aşamada bu husus kesin olarak ortaya çıkmıştır.
Böylece bir kez daha altını çizerek vurgulayalım ki, son sürecin dersleri ışığında baktığımızda, Kürt sorunun çözümü her bakımdan daha bir ileri aşamaya taşınmıştır. Bunu çarpıcı olan bazı tanımlamalarla ifade edecek olursak, kendi göbeğini kendisi kesme, kendi kaderini kendisi belirleme ve özgürce, onurluca yaşamanın dışında hiç bir üstün değer tanımamadır bu. On yılları bulan Kürtlerin tek yanlı ve eşsiz fedakârlığının hem ahlaki hem de insani ilkeler hukukunun zaman süresi dolmuştur.
Ortaya çıkan verilerden anlaşıldığı üzere devlet, kesinlikle bu sorunun çözümde samimi ve iyi niyetli değildir. En başta TC devletinin ve hükümetlerinin Kürdistan halkının varlıklarını aleni olarak kabul etmeleri gerekiyor. Ondan sonra da TC devletinin tarihsel olarak Kürt ve Kürdistan in olgusal gerçekliğini inkâr ettiğini, bunun çok büyük bir tarihi hata olduğunu iç ve dış kamuoyuna deklere etmesi gerekiyor. Ayrıca en doğrusu ve adil olan, ahlaki olan TC devletinin Kürdistan halkından özür dilemesidir. Ama gerçekçi olmak gerekiyor ki, Türk egemenlerinin mantalitesinde ve varoluş yaşam geçmişlerinde, böylesine bir büyüklüğü arz eden her hangi bir gelenek bulunmuyor ve dolaysıyla bunu hemen beklememek gerekiyor.
Çünkü Türk düşünce sisteminde bu boyutta bir erdemlilik ve ahlaki ilkeleri içeren bir algılayış kapasitesi söz konusu değildir. Buradan hareketle, Türkiye devleti ve Hükümetlerinden en doğru ve gerçekçi olan beklenti, diyalog ve barışın ilk adımı olarak bundan böyle Türk temsilcilerinin, Kürtlere karşı hakaret etmekten vazgeçmeleridir. PKK ye, Sayın Öcalan a ve gerillalara karşı saygılı olmak zorunluluğu vardır. Bu konuda düzeyli ve saygılı bir yaklaşım gösterilmediği müddetçe, asla ve hiç bir zaman barışın yanına bile yaklaşılmayacaktır. Hiç kimsenin de, Kürdistan halkının bu değerlerine karşı saldırı ve hakaretin uçuştuğu bir havada, barışın olacağına dair lafazanlık yapmanın bir anlamı yoktur. Çünkü TC nın Kürtlerle barış yapma ve eşitlik temelinde bir arada yaşama namına en ufak bir niyet belirtisi bile bulunmuyor.
Tersine psikolojik savaşın bütün unsurlarını devreye sokarak, Kürt Özgürlük Hareketini etkisizleştirmenin yollarını arıyorlar. Kullandıkları yalana dayalı argümanlarından bir kaçını şöyle sıralayabiliriz: Bir, ortada bir savaş değil, sadece terör olayları vardır. İki, PKK ayrı Kürt halkı ayrıdır ve PKK Kürt halkına da karşıdır, onun iyiliğini istemiyor. Üç, PKK hareketi demokrasiden korkuyor ve onun için şiddete başvuruyor. Dört. Kürt halkı korkudan PKK’ ye destekliyor. Beş. Ordu güçleri tarafından öldürülen her PKK’lı için bölge halkı sevinç duyuyor.
Kürtler olarak bizler, daha önceleri biraz da kendi iyi niyetimizi konuşturarak, bu egemen sömürgeci sistemi yumuşatmaya. İkna etmeye çalıştık. Doğrusu, ağırlık verme boyutunda, bu Kürt yaklaşımı yanlıştı ve bunun da kaynağında doğrudan ideolojik dalgalanma söz konusuydu. Türkiye cephesinin bir zihniyet ve alılama sonunu yaşadığını sanarak, ha bire bunun aşılmasını sağlamaya çalıştık. Dolaysıyla işin iç yüzünün bu mahiyette olmadığı, en son yaşanan bunca tartışmalar bağlamında, bir kez daha çok bariz bir şekilde netlik kazandı. Düşünelim ki, Türkiye cephesinin bütün sözcüleri, yazarçizerleri, Kürt ve Kürdistan’la alakalı olarak hem Türkiye toplumuna, hem de tüm dünya kamuoyuna doğru ve gerçekleri değil, tamamen yalan ve yanılma üzerinden konuşuyorlar, hareket ediyorlar. Yani mevcut Türkî muhatapların kişilik karakteri bu ölçülerde bulunuyor. Bir kere bu düzlemden hareketle, böylesi bir kişilik ve karaktere sahip olanların nasıl oluyor da, Kürt sorunu çözeceğine inanılır durumda oluyoruz, akıl erdirmek mesele. Özellikle PKK hareketini de işin içine katarak altını çizelim ki, bu denli büyük tarihi ve toplumsal gerçekleri inkâr eden, yadsıyan ve dahası hakkında yalan söyleyenlerin, bu sorunu çözeceğini düşünmek bile çok büyük bir ahlaki ve ideolojik zafiyettir.
Alihdir20@live. fr



