Bu yazıyı beğendiniz mi?

(toplam 2 oy)

Arşiv

Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pa
12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
272829

image

PKK hareketinin başlatmış olduğu dördüncü politik ve stratejik değişim hamlesini nasıl okumak ve nasıl anlamak gerekiyor?  Belirlenen stratejik değişim politikası tartışma gündemine gireceği kesin. Bu durumun bütün yönleriyle tartışılması da gerekiyor.

Kürdistan’ın hem Ortadoğu ve hem de dünya kapitalist sistem sahipleri açısında ki önemine pek değinmeyeceğiz. Zaten sıklıkla bu parametrenin detayları üzerine yazılıp çiziliyor. Bu nedenle,  daha çok kapitalist sistemin en baş sahipleri olan ABD ve AB’nin, güncel olarak bir maşa gibi kullandığı, bu günkü TC hükümeti olan AKP üzerinden kimi vurgulamalar yapmaya çalışacağız.

En başta altı çizilmesi gereken büyük olasılık, bundan böyle AKP’nin tasfiye sürecine girilmiş olmasıdır. Kürdistan sathında yaşanan toplumsal realite ve buna denk düşen PKK hareketinin yeni politik değişim hamlesi, bunu somut olarak ortaya koyuyor. Aslında burada şaşılacak bir husus da bulunmuyor. Çünkü tasfiye etmeye oynayan, ya gerçekten tasfiye eder, ya da tersi durum yaşanılır. Burada bir nevi toplumsal ve politika kuralında işlenen diyalektik bir seyir söz konusudur. Biliniyor ki, kapitalist sistem, AKP somutunda başarı kazanmaya kilitlendi. Buna göre başarı kazanmanın en esaslı yolu da, PKK hareketinin tasfiye edilmesinden geçiyordu. Ama kapitalist sitemin ve AKP hükümetinin, hesapladıkları bu uğursuzluk kursaklarında kaldı, rüya gerçekleşmedi.

Deyim yerindeyse, ava giderken bir avlanma durumuna benziyor bu. Hali hazırda AKP açısında işleyen siyaset takvimini bu çerçevede tanımlamak gerekiyor. Bunun açık tercümesi de, onun tasfiye olacağı olgusudur. Dolaysıyla çok yönlü bir politik hesaplaşma dönemi başlamış bulunuyor. Bu nedenle cereyan eden politik havanın seyri, bir yanıyla çok iyi netleşirken, ama bir yanıyla da, haddinden fazla karışık bir atmosfer taşıyor. Ki sistemin iç cephesinde ilk işaret dışa vurdu bile. Yani Deniz Baykal hikâyesi ve işin politik arka planlarını ilerde çok daha iyi göreceğiz. Ve Zülfü Livaneli bu operasyonu biraz okuyor. Tabi gidişatın asıl kaderi, Kürdistan’ın cephesinde tayın edici olacaktır.

PKK’nın merkezi kurumlarının ve önder kadrolarının yapmış oldukları açıklamalar biliniyor. Hiç kuşkusuz ki bunlar çok önemli referans kaynaklarıdır. Nasıl ki bir ana, evlat duyarlılığına sahipse, ayni şekilde PKK hareketi de o şekilde Kürdistan haklına karşı bir duyarlılığa sahiptir. Bu konuda şahsi inancım tamdır.

Tabi bir halkın kaderini ilgilendiren durumlarda işler biraz değişiyor. Politik yaklaşım ve duruşa dair vurgular önem kazanıyor. Dolaysıyla bilimsel ölçülerin çıtasını daha bir yükseltme gereği de vardır. Bu da, daha yoğun ve kapsamlı tartışmalar geliştirmeyi gerekli kılmaktadır.  Bir halkın kendisi olma ve mücadele hamlesini daha bir üstün yürütmede,  düşünsel netlik çok önemlidir. Moral ve motivasyon için bu şarttır. Yani yüksek bir ideolojik düzeyin yakalanması halinde, doğal olarak düşman karşısında daha üstün başarı kazanma sansını doğurur.

Bu bakış açısıyla şunu söyleyebiliriz: PKK hareketinin ilan ettiği bu dördüncü dönem, oldukça özgündür. En başta bu bir ikili strateji karakterine taşıyor. Daha önce ki dönemlerin stratejik tanımlanması, esas olarak tekil stratejiye oturuyordu. Bilindiği üzere, PKK hareketinin ilk stratejik hedefi ve pratik politik yönelimi tamamen bağımsız bir Kürdistan devletinin kuruluşunu ön görüyor ve her şey bu amaç etrafında dönüyordu.

Fakat 1993 yılından bu yana ise, durum tamamen değişti. Bu kez, en başta Türkiye olmak üzere, sömürgeci ülke halkları ile birlikte yaşama arayışı ve bu eksende yeni bir stratejik politik formülasiyon benimsenip kararlaştırıldı. Dolaysıyla mücadelenin hem söyleminde ve hem de yol yöntemlerinde buna uygun bir seyir gelişti.  Besbelli ki çağın da koşullamış olduğu birçok verili durumun muhakemesi yapılarak, böylesi bir politik ve stratejik değişime gidildi. Buna göre, Kürt ve Kürdistan sorununun çözümünde barışçıl politik mücadele esas alındı. Bütün bunlar biliniyor.

Ayrıca, uluslar arası egemen güçlerin, kendi kirli ekonomik ve politik çıkarlarına, Kürtleri kurban etmeye çalıştıkları, o bilinen Önderliğe karşı gerçekleşen alçakça komploya karşı da bir duruş ve mücadele gerekiyordu. İşte bu bağlamdan da hareketle ve çok yönlü tehlikeler dikkate alınarak, yeni bir strateji ve pratik politika benimsendi. Böylece, demokratik esaslara dayalı ve barışçıl yollardan ulaşmak üzere, komşu halklarla ortak yaşamayı amaç edinen bir siyaset ve askeri duruş sergilendi. İşte sonuna gelinen dönem ve stratejinin özü ve esası buydu: Barışçıl politik çözüm.

Dolaysıyla, şimdi biraz daha somut olarak bu dördüncü dönem ve de yeni strateji üzerinde durabiliriz. Her şeyden önce, kısaca özetlemeye çalıştığımız o geçmişteki her iki politik strateji de, artık geride kalmışlardır. Böylesi bir değerlendirmede bulunurken, bunun asla bir PKK hareketinin yetkilisi ve ya yönetim kademesinde bulunmayla hiç bir alakası bulunmuyor. Bu, tümüyle yaşanan sosyal ve siyasal sürecin parametreleriyle alakalıdır.

Kısacası, bundan böyle bu yeni strateji, doğrudan sürece ve koşullara has bir ikili hedef perspektifine dayanıyor. Ne ilk baştaki gibi,  bağımsız ve demokratik bir Kürdistan devletinin kuruluşunu hedeflemek ve ne de bunun için üç aşamalı olarak formüle edilen bir halk savaşı stratejisi söz konusu olacaktır. Hayır, birçok bakımdan bu esaslara oturan ve salt gerilla savaşını eksen alan ulusal kurtuluş mücadele modelleri gerilerde kalmıştır. Ayni şekilde, kimi düşünce ekollerince bir zamanlar devrim ve kurtuluş teorisi olarak ön görülen ve savunulan toplu ayaklanma modelleri de, hiçbir şekilde söz konusu olmayacaktır.

Ayrıca, çok eskiden beri tartışma konusu olan ve sistemin bir iç platformu olarak bilinen, parlamenter mücadele stratejisi ve bunun politik modeli de, ha keza en temel mücadele biçimi ve vazgeçilmez takıntısı hali yaşanmayacaktır. Özcesi, adı geçen bu bütün mücadele parametreleri iç içe ve duruma göre esas alınıp öne çıkacaklardır. Asla dogmatik ve mutlakçı bir politik bakış açısı yaşanmayacaktır. En temel, en tali gibi süreci geriye çekecek olan kavramlar pek gündemleşmeyecektir. Komple ve topyekûn mücadele ilke ve prensipler tek eksen alınacaktır.

Toparlayacak olursak, eğer başta TC devleti ve AKP hükümeti olmak üzere, sistem sahipleri bir uzlaşma konumuna gelmezlerse, seyri ve boyutu tümüyle bir iç savaşı da içine alan, çok tahripkâr bir savaşa adım adılmış bulunuyor.

Haliyle bu demektir ki, ikili strateji dediğimiz husus da, esas olarak burada rengini verecektir. Şayet TC ve onun hükümet veya hükümetleri akıllarına başlarına toplayıp da, Kürt halkının istem ve iradesi doğrultusunda, barışa evet derlerse, bu durumda Türkiye halkıyla beraber ve ortak bir çatı altında yaşamanın politik stratejisi hayat bulacaktır. Ama yok. Sömürgeci zihniyet ve amaçlarda ısrar edilirse, hiç kuşku yok ki bu durumda da PKK hareketi ve Kürdistan halkı, yollarını ayırıp tek başına kendi kaderlerini tayın edeceklerdir.

Bunun politik anlamı da şudur:  ikinci bir politik stratejik hedefe kilitlenmek demektir. Peki, hal böyle olunca ne olur. Çok açık ki bu durumda mücadelenin tarzı, temposu ve biçimi tamamen en üst sınırına kadar çıkarılacaktır. Yani istenmemesine rağmen, çok büyük bir savaşım seyri yaşanacaktır.

 

alihidir20@live. fr

                          
 

            

 

  • email Arkadaşına gönder
  • print Yazıcı versiyonu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Yaz comment Yorumlar (0 Yazılmış)

© 2009 aktuelbakis.org, All rights reserved.