Bu yazıyı beğendiniz mi?

(toplam 1 oy)

Arşiv

Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pa
12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
27282930

image


Birçok Türk yazar ve siyasetçisi Belçika’nın ROJ TV, Kürdistan Ulusal Kongresi,  Kürdistan Demokratlar Birliği (PYD-Suriye), Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK-İran) ile Barış ve Demokrasi Partisi (BDP-Türkiye) gibi Kürtlerin  temel kurumlarına  yönelik küstah polis baskınını ‚Kürt Açılımı’yla ilişkilendiriyor.

 Baskının ‚Kürt Açılımına destek‘ amacıyla  yapıldığı söyleniyor.  ‚Açılımın‘ devam etmesi halinde ‚Türkiye’ye yardım‘ babında çok önemli gelişmelerin yaşanacağı da iddia ediliyor.

 Doğrusu bu ilk bakışta mantıklı  gibi geliyor. Yüzeysel bakıldığında gidişatın böyle olduğu görülüyor. Ayrıca bu bakış açısı Kürt toplumunun bazı kesimlerinde de  taraftar buluyor. Açıkça itiraf etmem gerekirse ben de yakın zamana kadar böyle düşünüyordum.

‚Açılım‘ sürecinin ilerlemesi halinde Kürt özgürlük hareketinin hareket alanının daraltılacağını, Avrupa’da  baskı altına alınacağını ve ‚Açılıma‘ boyun eğmesinin dayatılacağını düşünüyordum.  Ancak Belçika operasyonunun göz açıcı sonuçları oldu.

Ortada operasyonun  ‚Açılıma‘ destek değil aksine köstek amacıyla yapıldığına dair çok işaret var.

Önce zamanlamaya bakalım;

‚Açılım‘ tıkanmış ve inandırıcılığını yitirmiş de olsa son haftalarda özellikle de İmralı merkezli olarak yeni bir tartışma sürecinin başladığına dair ‚görüşme notları’nda bazı ip uçları verilmekteydi.

 KCK de- bundan olsa gerek- yayımladığı 4 maddelik deklarasyonla baharla birlikte savaş bekleyen  herkesi şaşırtmış, barışa yeni bir şans vermişti.  KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan da geçen hafta  ANF’ye verdiği röportajında ‚yumuşama‘ beklediklerini söylemişti.

 PKK’yi yakından tanıyanlar PKK sözcüsü ve yöneticilerinin ‚boşa‘ konuşmayacaklarını bilirler. Belli ki perde arkasında yeni gelişmeler yaşanıyordu.

 Geçen yaz gerçekleştiği yazılıp çizilen, sonra da kesildiği iddia edilen ‚görüşmeler‘  yeniden başlamış olabilirdi. Newroz’la birlikte yeni bir dönem başlayabilir, ‚Açılım‘ süreci somut adımlarla kaldığı yerden devam edebilirdi. Beklentiler bu yöndeydi.

Ayrıca Güney Kürdistan Bölgesel Yönetimi de ‚görüşmelerle sonuç alınması, PKK’nin ikna edilmesi‘ gerektiğini söylemekteydi. Mesud Barzani’nin Obama ile yaptığı görüşmenin ardından söylediği bu sözler önemliydi. Zira onlar olmadan Türk devletinin kısmen de olsa hedeflerine ulaşması ve bazı  sonuçlar alması mümkün değildi.

Bunlar son günlerin ‚iç gelişmeleri’ydi. Olayın dış boyutlarına gelince;  

Bir kere Avrupa Birliği’nin Fransa ve Almanya gibi çekirdek ülkeleri  Türkiye’nin üyeliğinden yana değiller. Fransa bunu açıktan, Almanya ise dolaylı olarak dillendiriyor. Bu politika değişmiş değil. Bu ülkeler Türkiye’nin yerinin Avrupa’da olduğunu düşünmüyorlar.

Ancak Kopenhag Kriterleri’nin hayata geçirmiş, kendini çağın değerleri ışığında yeniden yapılandırmış ve demokratik hukuk devleti olma yolunda ciddi reformlar yapmış bir Türkiye’ye daha fazla direnemeyeceklerini de biliyorlar. Bu yüzden sorunların çözümsüz kalmasından yana bir politika izliyorlar.

Türk yazarı ve siyasetçisi Kürt ve PKK düşmanlığı yüzünden sağlıklı düşünemiyor, bu yüzden gerçeği kaçırıyor. Kendi ülkesi ve halkına da zarar veriyor. Onların yerinde olsaydım Belçika’nın küstah operasyonunu alkışlayacağıma karşı çıkardım.

Ama  nerde o feraset?  PKK’ye ve Kürtlere karşı bir saldırı mı var, önüne arkasına bakmadan, sonunun nereye varacağını düşünmeden alkışla gitsin!

Tabii yalnızca Türk yazarı ve siyasetçisi değil, dengelere oynamayı adet edinen, omurgasız, ilkesiz, yalpalamadan edemeyen AKP Hükümeti de bunu yapıyor. Adalet ve dışişleri bakanlarının açıklamaları onların da tuzağa düştüğünü gösteriyor.

Türkiye aslında kendi ayağına sıkıyor. Kürt  düşmanlığı yüzünden kendi çıkarlarına zarar veriyor. Neyse, bu onların sorunu. Türkler bildiklerini yapmaya devam etsinler. Biz kendi işimize bakalım.

Öte yandan Belçika makamlarının açıklamaları gerçeği yansıtmıyor. Savcı baskın için Kürt kurumlarının üç yıl öncesinden izlemeye alındığını söylüyor. Bu doğru değil. Gerçi Kürtler bu kıtada sürekli izleniyor. Polis istediği zaman istediği kurum ve kişiye baskın yapabiliyor ancak son operasyonun apar topar yapıldığı anlaşılıyor.

 Bir kere polis ne yapacağını bilmiyor. Moğol sürüsü gibi kırık dökmekten, etrafa zarar vermekten başka bir şey yapmıyor.Elinde somut herhangi bir delil de bulunmuyor. Kaldı ki hükümet kendi içinde anlaşmış da değil. Flaman yönetimi ve polisi operasyona karşı çıkıyor.

Polis müdürü ve belediye başkanının ROJ TV’yi ziyaret etmeleri ve Kürtlerden özür dilemeleri bunu gösteriyor.

Fransız polisinin uzantısı olan Valon polisi panik içinde geri çekilirken operasyon dosyasını alacak vakit dahi bulamıyor. Belgeler bizimkilerin eline geçiyor. Bunları şimdi hukukçular inceliyor. Yakında kamuoyuna açıklanır sanırım.

Baskının Amerika’yla ‚eş güdüm‘ içinde yapılıp yapılmadığı da bilinmiyor. Kürt kurumlarına dönük bu tür baskınların gündeme geldiği her defasında açıklama yaparak destek sunan Amerika bu kez sessizliğini koruyor. Bu güne değin bu ülkeden resmi bir açıklama gelmiş değil.

 Amerika’nın İran ve Suriye Kürtlerine dönük operasyondan  herhangi bir çıkarı yok. Gözaltına alınan ama kısa sürede  bırakılan  PJAK lideri Hacı Ahmedi  Amerika’nın yakından tanıdığı biri.  Yakın geçmişte Amerika’da resmi temaslarda bulunmuş bir Kürt lideri.

Baskının Ermeni Soykırımı Yasa Tasarısı’nın alt komiteden geçtiği güne denk gelmesi elbette ‚planlı‘ ancak bu Avrupa’nın planı. Amerika’nın Türkleri soykırımla suçladıkları gün, Avrupa Türkiye’ye çiçek uzatıyor.

Avrupa’nın Türk-Amerikan ilişkilerinin gelişiyor olmasından rahatsızlık duyduğu biliniyor. Türkiye üzerindeki ABD-AB rekabeti sürüyor. ABD’nin Türk- Kürt ilişkilerini yumuşatma çabasına Avrupa bu yüzden çomak sokuyor.

ABD-AB dalaşında Avrupa Kürtleri kurban etmek istiyor. Olaya bir de bu açıdan bakmak gerekiyor.

 

*

Yazımı yazıp gönderdikten birkaç saat sonra Belçika’dan Kongra-Gel Başkanı Remzi Kartal ve yardımcısı Zübeyir Aydar’la birlikte 8 Kürt siyasetçisinin tutuklandığı haberi geldi. Oysa avukatları tutuksuz yargılama beklemekteydi.

Ne de olsa polisin elinde herhangi bir delil yoktu. Bundan olsa gerek polis Kürt siyasetçilerini Kürtlerin geçmişte yaptıkları yasal etkinliklerden ötürü sorgulamıştı. Tutuklama sonrası yapılan açıklamada savcılığın kısa sürede iddianame hazırlanacağı belirtildi.

 Belçika mahkemesinin polis baskınına kılıf uydurmak amacıyla zamana ihtiyaç duyduğu bu açıklamadan da  belli oluyor.

Bu aynı zamanda ‘Avrupa başkenti’nin içine düştüğü içler açısı durumu gösteriyor.

Söz konusu Kürtler olunca ortada ne hukuk ne de demokratik ilke kalıyor. Kürtlere dokunanın maskesi kısa sürede düşüyor.

Kürt tarihi Belçika’nın da alnına kara bir leke sürüyor. Kürt davası Belçika Hükümetini de utanca boğuyor...

gunayaslan@hotmail.de

 

  • email Arkadaşına gönder
  • print Yazıcı versiyonu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Yaz comment Yorumlar (0 Yazılmış)

© 2009 aktuelbakis.org, All rights reserved.