Bu yazıyı beğendiniz mi?

(toplam 3 oy)

Arşiv

Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pa
12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
27282930

image


Yıllardır görmek istediğim ama her gitme niyetimde çeşitli engellerin çıktığı yerdir Amed. Gidip görmek istediğim göremediğim ama hep istediğim. Bazılarına göre başkent, bazılarına göre ise alınması kazanılması gereken kent. Oysa Amed çoktan kazanılmış bir başkenttir. Evet, düşlerimin kenti idi. Onca türkü kitap yazıldı onun için. Çoğu insana göre bir insana aşık olmak gibi bir şeydi Amed’e aşık olmak. 15 yıl önceydi, küçüktüm daha elime dörtlerin gecesi kitabını aldığımda. Yüreğimde ne fırtınalar kopmuştu her satırını okurken. Bedenini, canını ne için feda ettiklerini anlamaya çalışmıştım kendimce. Ve o ana dönük bir şiir bilirim ezbere.”…Bir ağıttır belki Ağrı'da Zilan deresi /Dersim'de Lac deresi bir kanlı şiir /Oysa bir destandı Diyarbakır kalesi /Ve Diyarbakır zindanında /Ateşle sevişen 'dörtlerin gecesi… Adnan Yücel”

 

Okumanın ayrı, görmenin ayrı şeyler olduğuna inandım hep. Amed’e dönük onca şey okudum ama görmenin ve yaşamanın ayrı bir duygu olduğuna eminim. Yeni bir keşif benim için. Yüreğimin heyecanlı, yüreğimin bir çocuk gibi kıpır kıpır olması da doğaldır. Yüreğim bir aşkı keşfetmenin telaşı içinde. Yüreğim mavi okyanusları keşfetme telaşında. Yeni doğan bir bebeğin büyüdüğünde yaşamı keşfetmesi gibi bir şey bu. O çok sevdiğim rüzgarın yüzümü okşaması gibidir Amed’le tanışmam.

 

Meraklıyım, sokakları geziyorum, her yerini görmeliyim Amed’in. Her yerine dokunmalıyım yüreğimle. Hissetmeliyim tüm havasını yüreğimde. Telaşlıyım yinede eksik bir şey kalmamalı diye. Kayıplar eylemine katılıyorum ansızın. Sistem her zaman için kendisi gibi düşünmeyeni yok etme politikasını Osmanlı’dan günümüze bir devlet politikası haline getirmiştir. Bu politika içinde ise en acımasız en zalim olanı değimlidir Kaybetme olgusu. Gözaltında, sokakta, yaşamın her anından almak istediğinde insanı, alıp kaybetmemiş midir sistem yıllarca. Mezarları yoktur olmadığından anaları ağıtlarını yeryüzüne yakarlar. Kayıp analarını görüyorum, yüreklerinde onca acının olmasına rağmen dimdik tutuyorlar başlarını. Anneme benzetiyorum onları, anamın çektiği acılar geliyor aklıma, ürperiyorum. Takvim yaprağı 26 Eylül 1999, Ankara Ulucanlar cezaevi katliamında ablam sürgün edilmişti Niğde Hapishanesine. Numune Hastanesindeydik, bekliyorduk, yitirdiklerimizin cansız bedenlerini almak için. Üç gündür uykusuz bekleyişimizin ardından, annemin yanına gidip ablamı görmeye gitmesini istemiştim. Bana kızmıştı.” Benim içim yanıyor insanlar öldü. O yaşıyor, bende burada kalacağım” dediğinde kaybetmenin yitirmenin nasıl bir şey olduğunu anlamıştım yeniden. Annem o kadar yıl mahpushane kaplarında bizi hiç yalnız bırakmadı. Belki acılar farklıydı, annem kayıp analarına göre daha şanslıydı, yaşıyorduk en azından.

 

Eylem boyunca anaların yüzlerindeki acıyı hüznü işledim yüreğime. Bilirim, ne desem boş, ne etsem dindirmez yüreklerindeki acıyı. Yüreğimde dinmeyen büyüyen öfke ile dalıyorum Amed sokaklarına. Nedendir bilmem ama kendimi güvende ve huzurlu hissediyorum Amed’in sokaklarında. Sokaklarda yürümeyi sevmişimdir hep. Bir köşe başında durup insanları izlemeyi sevmişimdir. Amed’in bilmediğim bir sokağında yürürken beynimden geçiyor bu halkın acıları isyanları, serhildanlığı. Amed beni alırken içine ne kadar yürüdüğümün farkında olmadan surlarda buluyorum kendimi. Surlara çıkıyorum karşımda Amed tüm güzelliği ile bana bakıyor. Kendimi gökyüzünde süzülen bir kartal gibi özgür hissettim Amed surlarında. Bütün nefesimle Amed’i içime soluyorum.

 

Surların içinde yaşayan yoksul insanlara çocuklara takılıyor gözlerim onları seyre dalıyorum. Çocukluğuma gidiyorum ansızın gülümsüyorum. Oyuncak içinde büyüdüm. Diğer kardeşlerime göre daha şanslı büyüdüğüm geliyor aklıma. Evet, şanslı bir çocukluk geçirdim ben. Surlardaki çocuklar gibi çamurla oynamadım hiç. Ama bütün zorluklara rağmen Amed’li çocukların gözlerinde mutluk vardı.  Kendime onların arasına bıraktığımda yaşamın başka güzelliklerini keşfettim.

 

Amed’in her yerinde çocuklar, her köşe başında onlarca çocuk var. Hiç bu kadar çocuk gördüğümü hatırlamıyorum. Surlardan inerken çocukları görüyorum yeniden. Surlara yolunuz düşerse eğer, mutlaka görürsünüz yoksul ama o kadar umutlu olan çocukları. Çamur içinde oyun oynuyorlar yaşama inatla gülümseyerek. Taş atan ve onlarca yıl ceza alan çocuklar geliyor aklıma. Gülümsüyorum yüreğimde isyanlarla. Öfkeleniyor yüreğim. Serhıldan yürekli çocukları düşündükçe. Akşam oluyor benim yüreğimde Amed. Yüreğimin kentini soluyorum. Gitmek gerekiyor aka istemiyor yüreğim. Son kez sokaklarını gezmeliyim Amed’in. Yürümek istediğimi söylüyorum yanımdaki arkadaşıma. Sokağa iniyoruz, sokak kavga alanı, direniş alanı. Her yer panzer, her yer barikat. Küçük bir çocuk takılıyor gözlerime. Ben onu izliyorum barikatın ortasında. Hayran oluyorum o kocaman yüreğine. Yüreği yaşını aşmış, idealleriyle bütünleştirmiş gibi. Taş atıyor panzere, kaçmıyor, bekliyor panzerin yönelimini. Korkuyu fırlatmış yüreğinde gökyüzüne. Kavga anında polisle kıyasıya bir mücadele yürütürken, diğer taraftan annesi ve babası ile de tartışıyor. Onlar bir şey olmasını istemiyorlar çocuklarına. Çocuk bir yandan panzerle, diğer yandan ailesi ile çatışıyor. Bir savaş sanatının tiyatroya yansıması gibi ama gerçek yaşamın ta kendisi. Çocuğun büyük yürekli kavgasını izlerken aklıma bir ezgi geliyor” Armutlu'nun karakolmuş okulları/Bahçesinde bir panzer yatarmış/Panzerin gölgesinde büyürmüş çocuklar/Panzer çocuğun topunu çalmış/Çocuk koşmuş topunu almaya/Panzer yürümüş çocuk yedi yaşında kalmış” ürperiyorum birden.

 

Sistem çocuk demiyor ki öldürürken. Sistem yok etmek istediğinde engel tanımıyor ki hiç. Nasıl ki, İstanbul Armutlu‘da küçük bedenini ezerken çocuğun engel tanımadığı gibi. Aklımdan geçerken bunlar, çocuğun kürtçe bir şeyler demesiyle irkiliyorum. Anlamadığımı fark ediyor ve yineliyor söylediğini. Yanımda ki arkadaşa soruyorum ne diyor diye. O gülüyor sadece çocuğun söylediklerine. Sonra öğreniyorum ki bana “ sap gibi dikilmeyin alınacaksın” diyormuş. Ben sadece izledim o küçük çocuğu hayran hayran. Belleğime kazıdım yüreğinin büyüklüğünü.

 

Ben geri döndüm Ankara’ya. Yüreğimde Amed, yüreğimde o çocukla.

Ankara’da herkese anlatıyorum beynime yüreğime işleyen çocuğu. Sistemin dediği gibi Kürtler çocukları öne sürüyor palavralarının hiçte gerçek olmadığını. Bunu önceden bilsem de görmenin ayrı olduğunu. Onlar eşit ve özgür bir gelecek için taş attıklarını bu ülkede yüzlerce çocuğun taş attığı için cezaevinde olduğunu anlatıyorum. Anlatmak yetmiyor, sadece eylem yapmak, açıklama yapmak yetmiyor o çocukları mahpushanelerden çıkarmaya.

 

Nazım ustanın dediği gibi “güzel günler göreceğiz çocuklar... Güneşli günler göreceğiz... motorları maviliklere süreceğiz...” diyebilmek içinb Artık halkımın bu eşit olmayan savaşa dur demesi gerekiyor. Hangi ananın gözyaşı diğerinden fazladır ki. Hangisi diğerinden az ağlıyordur. Acılar ortak, acılar aynı.

 

Yıllarca kirli savaşa ortak olmuş halkımın isyan etmesi bu savaşa dur demesi gerekliliğinin farkında olan bir Türküm ve kadınım. Hangi annemizin gözyaşı, başka ananın gözyaşından fazladır ki. Bütün annelerin yüreği aynı şekilde yanar. Öldürenler ve kirli savaşa ortak olanlar, anne yüreğini anlamaz ve hissetmezler. Hissetseler her şey farklı olurdu zaten.

Yüreğim hüzünlü, yüreğim acılı. Biliyorum ki, benim ülkemde her şey gri. Benim halkım da yıllarca ezildi, yok sayıldı, ama isyan etmeyi başaramadı. Bunun birçok nedeni olabilir.

Şimdi isyan etme zamanıdır. Şimdi acıları durdurma, şimdi Kürt halkına elini uzatma zamanıdır. Yarınlar için, çocuklar için, analar için. Yarınlar geç olmadan şimdi barışa el uzatma zamanıdır.

 

Anadolu ve Mezopotamya topraklarında, halkların özgürlüğü için barışı yeniden yazma zamanıdır. Bunu biz, yüreği özgürlük ve barış için atanlar ancak başaracaktır.

  • email Arkadaşına gönder
  • print Yazıcı versiyonu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Yaz comment Yorumlar (1 Yazılmış)

  • Gönderen okan, 11 Temmuz, 2010 12:00:49
    yuregine saglık hocam inanın bana etkilendim yaa
© 2009 aktuelbakis.org, All rights reserved.