E-bülten
Haberlere abone olun:
Bu yazıyı beğendiniz mi?
(toplam 1 oy)
Arşiv
| Pt | Sa | Ça | Pe | Cu | Ct | Pa | |
|---|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | |||
| 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 | 12 | |
| 13 | 14 | 15 | 16 | 17 | 18 | 19 | |
| 20 | 21 | 22 | 23 | 24 | 25 | 26 | |
| 27 | 28 | 29 | |||||
03 Mart, 2010 13:24:56 | Günay Aslan

Bu yıl kadının eşitlik ve özgürlük mücadelesinin sembolü olan 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nün 100’üncüsü kutlanıyor.
1910 yılında Kopenhag’ta yapılan Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı’nda Alman devrimci kadın hareketi önderlerinden Clara Zetkin’in önerisiyle 8 Mart günü „Dünya Emekçi Kadınlar Günü“ olarak kabul edildi.
O günden bugüne de her geçen yıl artan bir yaygınlıkla kadının özgürlük ve eşitlik arayışının sembolü olarak kutlandı, kutlanıyor.
Her yıl bu vesileyle genelde de kadın örgütleri öncülüğünde çeşitli etkinlikler düzenleniyor. Etkinliklerle kadınlara yönelik şiddet ve dışlama başta olmak üzere kapitalist sistemin ve erkek egemen zihniyetin ezdiği kadın cinsinin özgürlüğü yolunda duyarlılık yaratılmaya, dayanışma sağlanmaya çalışılıyor.
Ne var ki 100 yıllık mücadeleye rağmen kadın sorunu da bütün ağırlığıyla devam ediyor. Zira, binlerce yıllık erkek egemen zihniyeti ayrıcalıklarından vazgeçmek istemiyor. Erkek, kadın özgürlüğüne karşı direnmeye devam ediyor.
Erkek dünyası yerleşik gerici değer yargıları içinde ve köle statüsünde tuttuğu fiziksel ve ruhsal açıdan ezdiği kadına cehennem hayatı yaşatıyor.
Birleşmiş Milletler ve Af Örgütü verileri kadına yönelik şiddetin ve ayrımcılığın „dehşet verici“ oranda arttığına işaret ediyor. Buna göre 150 ile 200 milyon kadının „demografik olarak“ akıbeti bile bilinmiyor.
Ayrıca her yıl 700 bin ile 4 milyon arasındaki kadın fuhuşa zorlanıyor. „Cinsel kölelik“ düzeninden elde edilen gelirin yılda on iki milyar doları aştığı iddia ediliyor.
Üç kadından biri şiddete, biri tecavüze, biri de herhangi bir şekilde „kötü davranışa“ maruz kalıyor. Her yıl dünyada 5 bini aşkın kadın öldürülüyor. Dinsel nedenlerden ötürü yılda iki milyondan fazla kadınsa sünnet ediliyor.
Çoğu çocuk yaşta 2 milyonu aşkın kadının bedenine ve ruhuna her yıl sistematik olarak „sünnet“ darbesi indiriliyor. Birçok ülkede kadın çalışma hayatının dışında tutluyor. Çalışma imkanı bulan kadınların yarısından fazlasi ise iş hayatında „cinsel tacize“ uğruyor.
Bu ve benzeri veriler kadın sorunun dünya insanlığının en önemli sorunlarından biri olmaya devam ettiğini gösteriyor.
Biz Kürtlere gelince;
Elimizde yeterli veri bulunmuyor. Ne de olsa bizde Kürt kadınları üzerine yeterince araştırma yapılmıyor. Kürt erkek egemen sistemi çok güçlü ve etkili olduğu için kimse konuyla ciddi manada ilgilenmiyor. Bu nedenle Kürt kadınının yaşadığı dram pek de bilinmiyor.
Kaç kadının aile içi şiddete maruz kaldığı, kaçının ensest ilişkiye zorlandığı, kaçının töre cinayetine kurban gittiği ve kaçının para karşılığında mal gibi istemediği birine satıldığı tam olarak bilinmiyor.
Kürt özgürlük mücadelesi bir yerde kadının özgürleşmesi mücadelesi olmasına rağmen Kürt kadını anlatılması zor bir dram yaşıyor. Kadın hareketi ise erkek kuşatmasını kıramadığı için toplum üzerinde etkili olamıyor.
Olamadığı için de kadınlara yaşatılan vahşetin önüne geçemiyor. Bakın her yıl Kürdistan’ın dört parçasından yüzlerce kadın intihar ediyor. Elimizde kesin rakam yok ancak geçen yıl yalnızca Güney Kürdistan’da 300’e yakın kadının intihar ettiği söyleniyor.
Yine yüzlercesi “töre cinayetinin” kurbanı oluyor. Her yıl intihar eden ya da öldürülen kadın sayısı bini geçiyor! Her kesimden Kürt toplumu da hiçbir şey olmamış gibi bu utançla yaşamaya devam ediyor!
Bazı bölgelerde ise kadınlar sünnet ediliyor. Ayrıca Kürdistan’ın birçok bölgesinde, hatta kimi Avrupa ülkelerinde Kürt kadını hayatını birleştireceği erkeği özgürce seçemiyor. ‘Başlık parası’ veya kan ve aşiret bağı gibi ilkel yöntemlerle istemediği biriyle zorla evlendiriliyor.
Erkeklerin birden çok kadınla evlenmesi geleneği (!) de devam ediyor. Güney’de “çok eşlilik” parlamento kararıyla ‘yasal güvence’ altına alınmış bulunuyor.
Kürt halkı neredeyse 200 yıldır özgürlüğü için dört parçada mücadele veriyor ancak ne yazık ki Kürt erkeği de Kürt kadının yaşadığı ulusal ve sınıfsal baskıya bir de cinsel baskı ekliyor.
Kürt erkeğinin özgürlük anlayışı maalesef ‘kadın haklarını’ içermiyor. Erkek ilkel iktidar alanının daralmasını istemiyor. Sıra kadının özgürlüğü ve eşitliğine gelince sistem bu yüzden bütün kapıları kapatıp tepki gösteriyor.
Ne var ki hastalıklı Kürt erkek egemen sistemi yıkılmadan da Kürt kadının ve dolayısıyla da toplumunun özgürleşmesi mümkün görünmüyor. Kürt toplumun gerçek manada özgürleşmesinin yolu sadece ulusal ve sınıfsal baskının sona ermesinden geçmiyor.
Bunun yanında erkeğin neden olduğu cinsiyetçi baskının son bulması, erkeğin kadının iradesini tanıması ve ona saygılı olması da gerekiyor.
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de kadınlara yönelik cinsel baskı ve şiddetin son bulacağı, kadınla erkeğin hayatın her alanında eşit olacağı güzel bir gelecek dileğiyle kutluyor, kadın hareketine başarılar diliyorum...
***
Haftayı Avusturya’da geçirdim. St. Pölten, Neu Kirchen ve Viyana’da son siyasal gelişmeler üzerine seminerler verdim. Oldukça verimliydi. Kaldı ki benim açımdan anlattıklarımdan çok dinlediklerim daha da önemliydi. Düzenleyen dostlara ve sıcak ilgisini esirgemeyen halkımıza tekrar teşekkür ediyor, sevgi ve saygılarımı iletiyorum.
gunayaslan@hotmail.de
Yorum Yaz
Yorumlar (1 Yazılmış)
-
Gönderen naif yaşar, 06 Mart, 2010 20:46:24günay hoca selamlar..yazını keyifle okudum...ama buna inanmnaızı isterimki..doğup büyüdüğün topraklarda KADIN eski kadın değil artık.....kostümlerindeki renk ahengi ruhlarına işlenmiş...her direnişte her başkaldırıda her serihıldan da en ön saflarda güneşe gülümseyerek yürüyorlar...artık bahar erken geliyor bu coğrafya ya.gel gelki kardelenler solmadan EREĞİN doruğunda soluklanasın....selamlar saygılar....



