E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?

Doğru ya yakın düşünen ve belleği sağlan olan hemen herkes, AKP’nin, hiç de kendisine ait olmayan bir açılımı, kendi tekeline almak ve deforme etmek üzere müdahil olduğunu biliyor. TC devletinin, Kürdistan’ı yeniden fethetmek ve sömürgeci sistemi reorganize üzere etmek için AKP’ye bir misyon biçilmişti. Bu bağlamda, AKP, tam da sömürgeci bir hesapla, PKK hareketi ve Önder Apo’nun başlatmış oldukları böylesi bir açılım zeminini ve sürecinin üzerine balıklamasına atladı.
Öyle ki AKP bu açılımı, değişik kod adlar altında piyasaya sürmeye çalıştı. Bu nedenle bir yanıyla malum ve ama bir yanıyla da muama olan bir açılım durumu cereyan etti. İşte bu gerçeğin bilincinde olanlar, doğal olarak bu açılımın nihayet bittiğini söylüyor. Ki bu bağlamda asla yanlış bir belirleme değildir.
Tasfiye içerikli açılımın fiilen bittiği doğrudur. Esasında ABD’nin, AKP ve TC devletinin kotarılmaya çalışılıyor. Kürdistan halkının tasfiyesini ve dahası ölümünü içeren bu açılımın, bu biçimde bitmiş olması da olumludur. Bunun deşifre edilmesinde birinci derecede rol oynayan Apo ya karşı, politik bir borcumuzun olduğuna inanıyorum.
Tabi ki, gerçek anlamda sorunun çözümünü sağlayacak bir açılama da ihtiyaç olduğu bir gerçek. Önder Apo’nun yol haritası gerçek açılımı temsil ediyor. Bugünkü tasfiye politikasına karşı çıkarken, tek düze bir bakış açısı ve yaklaşımla böylesi tarihi sorunlara eğilmemek gerekiyor. Toplumsal ve siyasal işleyiş kanunlarının diyalektiği çok yönlü denklemleri içerir. Biliniyor ki, sosyolojik işleyiş yasaları, hiç bir zaman reçete sunmazlar. Kesin hüküm verme mantığı, bu tür konularda çok ciddi yanlış sonuçlar doğurur. Bütün bunları bilen ABD, AKP ve Türk devleti bir kez daha yanıldılar ve söz konusu sinsi planları tutmadı, Kürt halkı tarafından boşa çıkartıldı.
Türkiye ve Kürdistan’da özellikle AKP’den çok AKP’li geçinenler ve devlete ciddi bir misyon biçenler çok ciddi bir hüsranı yaşayanlar oldu. Ayrıca hem Türkiye ve hem de Kürdistan’da ki arada kayıp dengeler göre hareket edenler de, hayal kırıklığı yaşadılar. Sahte bir açılım hikâyesi ve bunu topluma yedirmek üzere çok yoğun bir propaganda söylemiyle, sonuç alınacağına inanlar bile oldu. Bazı aydınlar da, iyi niyet duygularıyla sorunun çözüleceğine inandılar ve özellikle hükümetten önemli bir beklentileri oldu. Bunlar da sorunun bu noktaya gelmesinde nispi bir hayal kırıklığı yaşadılar.
Özcesi, her zaman ve her konuda olduğu gibi, Türkiye ve Kürdistan olarak tanımlayabileceğimiz iki kamuoyu söz konusudur. Doğrusu, Türk kamuoyunun kafası biraz daha karışık. Demokrat kesimler bunun iç mahiyetini biraz kurcalıyorlar ama bu yetmiyor. Hatta bu düzlemde duranlar, sözü ve ağırlığı bir hayli yüksek olan vasıf sahipleri oluşturuyor.
Ancak ne yazık ki bu kesimler, tam istenilen bir düzeyde örgütlü değillerdir.
İkincisi ve en önemlisi ise, Türkiye demokratik cephesi olarak kamuoyu, bu bağlamda bir kafa karışıklığını yaşıyor. Öyle ki bu nedenle, adına aydın kesim dediklerimizin ezici bir çoğunluğu, günü gününü tutmayan yorum ve yaklaşımlar içine girdiler, Daha da vahim olanı kamuoyu önünde yanıltıcı pratikler sergiliyorlar. Bu yaklaşım da daha çok AKP ve Türk devletini cesaretlendiriyor.
AKP tarafından gündemleştirilen tasfiyeci açılım bütünlük olarak deşifre olunca, çılgınca önderliğe yöneldi. Böylelikle, kendince tasfiyeyi çok hızlı bir biçimde sonuca bağlamak istedi. Sahte bir çözüm havası atmosferinde, bu onlar için azda olsa iyi bir fırsat durumunu sağlıyordu.
Besbelli ki, burada yapılan çok ciddi bir hesap hatası vardır. O da, hem Önderlik boyutuyla ve hem de halk olarak, artık Kürtlerin asla eski Kürtler olmadığı noktasıdır.
Hele hele doğrudan Kürt ve Kürdistan’ın en temel varoluş ve yaşam kaynağını tasfiye etmeye yönelmek, sahibinin maskesini aniden düşürür.
İlginç ve öğretici olan, Önderliğe yönelik olarak her konuda, çok daha iyi bir ortamın sağlanacağı, şartlarının her bakımdan kusursuzca düzeltileceği biçiminde bir söylem ve vaatler propagandası yapılıyordu. Ancak işin iç yüzü ve gerçeğin kendisi ise bilinenlerin olduğu açığa çıktı.
Bu ölçekten hareketle, esasında TC devleti ve AKP’nin, aynen İmralı için dedikleri gibi, sadece vaatlere ve söylemlere dayalı olan bir açılım maskaralığı olduğu netlik kazamdı. Demek ki Kürtler boşuna, Önderliğe yaklaşım bize yaklaşımdır demiyorlar.
Peki, bundan sonrası ne olacak.
Bir kere artık TC’nin, AKP eliyle ve ya aracılığıyla kotarmaya çalıştığı bu günkü türden sahte ve tasfiye içerikli açılım hikâyelerinin yolu tümden kapandı.
Öyle ki, şayet bir kere daha her hangi bir açılım meselesi gündeme gelirse, bu, bu kez çok daha gerçekçi olanı olur. Dolaysıyla bu da daha ziyade doğru esaslara dayalı bir çözüm veya sahte olmayan bir açılım olacaktır.
Sahte açılım bitti.
Ama doğru ve gerçek olan açılım ise, doğal toplumsal ve tarihsel gelişim mecrasında devam ediyor.
Bir husus daha var. Savaş seyrinin boyutlanması halinde, bu kaçınılmaz olarak Kürt ve Kürdistanlıları, bir ikili stratejiyi savunmak, benimsemek seçeneğini ile karşı karşıya getirecektir.
Hatta Türkiye tarafı bile bu seçeneği benimseyebilir. Bu konuda bir hayli veri de söz konusudur.



