Bu yazıyı beğendiniz mi?

(toplam 13 oy)

Arşiv

Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pa
12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
272829

image

Uzunca bir süredir kamuoyunda Kürt Konferansı tartışılıyor.

Nisan ya da en geç Mayıs ayında Irak Kürdistanı Bölgesel Yönetimi’nin Başkenti Erbil’de, Kür partileri, şahsiyetleri ve sivil toplum temsilcilerinin katılımıyla toplanacak olan konferans'tan PKK’ye “silah bırak” çağrısı çıkacağı, PKK’nin de bu çağrıya ya uyacağı, ya da tasfiye olacağı yazılıp çiziliyor.

Kürtler her ne kadar konferansa farklı bir misyon biçseler de, Türkiye'de Kürt Konferansı 'PKK'nin tasfiyesi' şeklinde algılanıyor.

Oysa Kürtler, kendi aralarındaki sorunları çözmek, Kerkük meselesi başta olmak üzere ulusal sorunlara birlikte çözüm aramak ve ulusal bir strateji oluşturmak amacıyla konferans düzenliyorlar. Kürt Konferansı’nın PKK'nin tasfiyesi şurda kalsın, PKK'ye 'silah bırak' çağrısı yapmasının bile koşulu yok. Düzenleyicilerin bu yönde alınmış ve kamuoyuna açıklanmış bir kararları da yok.
 
Kaldı ki konferansın yapılacağının garantisi de yok. Ayrıca yapılsa dahi dediğim gibi konferanstan PKK’ye ‚silah bırak‘ çağrısı çıkmasının imkanı yok. Kürt Konferansı'ndan çıksa çıksa PKK'yle birlikte Türk devletine de, 'sorunun silahlı zeminden siyasal zemine taşınması amacıyla' bazı öneriler çıkacaktır.

Konferanstan -yapılması halinde- esas olarak Kürtlerin ulusal bir strateji etrafında birleşmesi çıkacaktır. Önemi de buradadır. Aksi durumda konferans yapılmayacaktır. Aksi durumda PKK bu konferansa katılmayacaktır. Katılmadığı bir konferansın kararlarına da uymayacaktır.

Yeri gelmişken belirteyim konferansı esas olarak Mesud Barzani'nin başkanı olduğu Irak Kürdistanı Bölgesel Yönetimi düzenliyor. Konferansın fikir babası ise Demokratik Toplum Partisi (DTP)'dir. Fikir DTP'den çıkmıştır ancak gizli bir el de konferansı amacından saptırmaya çalışmıştır. Bunu kısmen de başarmıştır. PKK karşıtı bir konferans yapılacağı kanısı uyanmıştır.

Ne var ki Irak Kürdistanı'nda ipleri elinde tutan ve konferansı himayesine alan Mesud Barzani bugüne kadar bu yönde bir açıklama yapmamıştır.

Barzani uzun zamandır muhataplarından (Amerika ve Türkiye)  Türkiye'deki Kürt sorununun barışçıl çözümü için güvence almaya çalışmaktadır. Yeterli güvence almadan da konferansı toplamayacaktır. Türkiye'de konferansın Nisan ayı içinde toplanacağı sıkça söylenmektedir ancak bugüne değin herhangi bir Kürt partisi, kurumu veya şahsiyeti  davet edilmiş de değildir. 

Peşmerge Bakanlığı Sözcüsü Cabbar Yaver'in, El Hayat gazetesine verdiği 'PKK'nin davet edildiği' haberi de henüz teyid edilmemiştir. Bu açıklama daha çok bir niyeti ifade ediyor.Konferansa ilişkin olarak ortada ciddi anlamda bir hazırlık da yok. Bunun nedeni belirsizliklerin giderilememiş olmasıdır. Anlaşıldığı kadarıyla pazarlıklar devam ediyor.

Bazı yorumcuların isabetle belirttiği gibi Mesud Barzani güvence almadan sorumluluk almaya yanaşmamaktadır. Barzani eskisinden farklı olarak PKK’yle çatışmaya sıcak bakmamaktadır. Kendi çıkarlarına da zarar vereceğini bildiği için PKK'yle yeniden savaşa yanaşmamaktadır.

Barzani'nin ne zamana ve nereye kadar direneceğini elbette bilemeyiz.

Ancak bugün itibariyle eski konumunu sürdürüyor. Barzani, PKK konusunun “barışçıl yoldan” çözümü için hem PKK’nin talepleri konusunda hem de kendi geleceği açısından Türkiye’den güvenceler istiyor. Güvence almadan harekete geçeceğe benzemiyor. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün (sonradan yumuşatılan)  “Kürdistan” açılımı bu yönde atılmış bir adıma işaret ediyor ancak Türkiye'nin tutumu Kürtlere henüz güven vermiyor.

Bir kere Türkiye bunca acı bedele ve tecrübeye rağmen bu sorunun kendisinden kaynaklandığı gerçeğini kabul etmiyor. Ayrıca çözüm konusunda net bir tutum almıyor. Sadece çözecekmiş gibi yapıyor Ortada yerde de bir dizi belirsizlik duruyor. Kürtler bu nedenle tedbiri elden bırakmak, bütün yumurtalarını konferans sepetine doldurmak istemiyor.

Kürt politikası iflas eden Türkiye tarihinde ilk defa farklı bir arayışa giriyor , resmi politikasını revize ediyor, bazı ‚normalleşme‘ adımları atıyor, bir yandan yeni bir politika oluşturmaya, diğer yandan kanlı ve kirli geçmişinin bilançosunu çıkarmaya, günahlarından arınmaya çalışıyor ancak sürecin ciddi manada riskleri de bulunuyor.

Risk daha çok Türkiye’deki kafa karışıklığından ve devletin alışkanlıklarından kaynaklanıyor.

Zira sorun esas olarak içeridedir. Dolayısıyla bu işi önce içeride çözecek ve Kürtlere samimi olduğunu gösterecek olan Türk devletinden başkası değildir. Kabul edelim ki sorun çok karmaşık ve çok bileşenlidir. Ancak devlet ortaya çözüm yolunda bir irade koyarsa, zaman da alsa arkası gelecektir.

Türk devletinin herşeyden önce geçerli bir ‚çözüm planı‘ oluşturması, savaşın devam etme riskini artıran hava ve kara operasyonlarını durdurması gerekir. Ardından Kürtlerin insani, ulusal ve demokratik haklarını tanıyacağının, Kürtleri ‚sözde değil özde vatandaş‘ olarak kucaklayacağının, Kürt halkının mevcut sınırlar içerisinde kendisini yönetmesine olanak sağlayacağının güvencesini vermelidir.

Ayrıca Kürtleri birbirine düşürmekten de vazgeçmelidir. Irak Kürtleriyle ilişkisini PKK’yle savaşmak için değil, uzlaşmak için kullanmalıdır. PKK’ye dayatmalarda bulunmak yerine ‚ikna‘ yöntemini benimsemeli, bunun araçlarını üretmeldir.

PKK cephesine gelince; PKK’nin, Amerika veya Iraklı Kürtler istedi diye hedeflerinden vazgeçmeyeceği ve teslimiyeti kabul etmeyeceği biliniyor. Kaldı ki PKK çeşitli defalar hangi koşullarda silah bırakacağını da açıklamış bulunuyor.

PKK, Kürtlerin temel haklarının yasal ve anayasal güvencesi sağlanmadan, Öcalan muhatap alınmadan ve Öcalan‘ın özgürlüğü konusunda geçerli güvenceler alınmadan silah bırakacak gibi görünmüyor.

PKK ayrıca sorunun kalıcı bir şekilde çözümünü Türkiye’nin kendi çözümünü üretmesinde görüyor. Bu amaçla sık sık çağrılar yapıyor. “Sorunu aramızda çözelim, Amerika’yla ve başkalarıyla değil” diyor.

PKK, Kürt Konferansı’nın toplanacak olmasına da prensip olarak olumlu yaklaşıyor. Kürtlerin bir araya gelmelerini, birlikte çözümler aramalarını ve ulusal bir strateji oluşturmalarını destekliyor.

Ancak konferanstan PKK’ye “dayatma” anlamına gelebilecek herhangi bir sonucun çıkarılmaya çalışılmasına da karşı çıkıyor. Bu amaçla yapılacak olan konferansa katılmayacağını söylüyor.

Sorunun ‚barışçıl çözümünü tartışmaya “evet” ama silah bırak dayatmasına “hayır” diyen PKK, bunun için yukarıdaki koşulların gerçekleşmesinde ısrar ediyor.

Buna rağmen özellikle Türkiye’de PKK meselesinin yakında sona ereceği gibi bir hava yaratılıyor. Bunun gerçekle alakası yok ancak, birileri de Amerika’dan alınan desteğin yeterli olacağını düşünüyor. Amerika istedi diye PKK’nin ortadan kalkacağı yanılgısı yaşanıyor...

Oysa geçmişte Türkiye Amerika ve Iraklı Kürtler’in desteğine rağmen PKK’yi tasfiye edemedi. Bugün de bunu kuşatma ve dayatmayla yapmasının olanağı yok.

Son olarak; Türkiye’nin Kürt politikası iflas ettiği için çözüm arayışları güçleniyor. Bunu esas olarak Kürtlerin yenilmezliği sağlıyor. Buna Amerika’nın Irak Kürdistanı‘nı Türkiye’ye bırakıyor olmasını da eklemek gerekiyor.

Bu iki temel gelişme Türkiye‘yi Kürt ve Kürdistan meselesinde yeni bir politika oluşturmaya, Kürtlerle yapıcı ve kalıcı bir ilişki kurmaya zorluyor. Barışçıl çözümün güçleniyor olmasının nesnel zemini asıl olarak burada yatıyor.

Bu sürecin derinleşmesi ve başarıya ulaşmasının yolu da 1- Barzani'nin PKK konusundaki direncinin sürmesinden, 2- Türkiye'nin kendi Kürtleriyle ( PKK veya DTP) görüşmesinden geçiyor.

Açıkça söylemem gerekirse Barzani'nin PKK'ye karşı silaha sarılacağını sanmıyorum. Belki dış baskılara eskisi gibi açıktan direnemez ama savaşa da girmez.

Talabani'nin frenine basması da bunu gösteriyor. Bu nedenle ortada fol yok yumurta yokken Barzani'nin tu kaka edilmesini doğru bulmuyorum.

Ayrıca Irak Kürtlerini muhatap alan Türkiye'nin çok geçmeden kendi Kürtleriyle konuşmaya başlayacağını da düşünüyorum.

Newroz ve yerel seçim sürecinde bunun da işaretleri verilmiştir. DTP yeni dönemin aktörü olarak yükselmektedir.

Iraklı Kürtlerle pazarlığa girişen Türkiye eş zamanlı olarak DTP'nin kapısını da çalması gerekmektedir.

Yasemin Çongar'a bakacak olursak Türkiye kendi Kürtlerinin kapısını çalmıştır...!

Bilmiyoruz... Bekleyip göreceğiz..

Temkinli olmalı, tedbiri elden bırakmamalıyız ancak, süreci de doğru okumalıyız...

28.03.09

gunayaslan@hotmail.de

  • email Arkadaşına gönder
  • print Yazıcı versiyonu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Yaz comment Yorumlar (0 Yazılmış)

© 2009 aktuelbakis.org, All rights reserved.