E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?
Arşiv
| Pt | Sa | Ça | Pe | Cu | Ct | Pa | |
|---|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | |||
| 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 | 12 | |
| 13 | 14 | 15 | 16 | 17 | 18 | 19 | |
| 20 | 21 | 22 | 23 | 24 | 25 | 26 | |
| 27 | 28 | 29 | |||||

İki binli yılların hemen başıydı. TÜRVAK sinema televizyon okulunda okuyordum. Şu an sabah gazetesinde yazarlık yapan Mahmut Övür, Kanal 6 haber merkezi için öğrencilerle mülâkat yapmaya okulumuza geldi. Sıra bana gelince karşılıklı soru ve cevaplar birbirini izledi. Övür, ‘neden gazeteci olmak istiyorsun’ sorusunu ısrarla soruyor net bir cevap istiyordu. Ben de bir televizyon kanalında çalışma özlemimi riske atarak ’çünkü ben Kürdüm‘ dedim. ‘bunun sorumla ne alakası var’ dedi. Sonra bunu açarken, ‘hem kürtçe hem türkçe biliyorum, her iki kültürü yaşadım ve yakından tanıyorum. Hedef kitleyi on ikiden vuracak en iyi haber, onu çok iyi tanımaktan geçmez mi ve her iki halkın ortak acılarına tanık oldum’ diye devam edince biraz duraksadı. Mülâkatın bitiminde pembe hayallerimin bir anda suya düştüğünü görür gibi olsam da inandığım değerleri inkâr etmemenin gururunu yaşamış, düşündüğümü ifade etmenin psikolojik rahatlığı beni teselli etmişti.
Aradan bir kaç gün geçtikten sonra okul yönetimine Kanal 6 haber merkezine seçilen arkadaşların listesi geldi. Umutsuz bir tavırla listeye bir göz attım. İsmimi görünce şaşkınlık ve sevinç nidaları içinde kaybolmuştum. Böylece Kanal 6’da Atv Dinç Bilgin grubu devri başlarken, biz de Türvak’lı bir kaç yeni mezun büyük bir heyecanla işe başladık.
Mahmut Övür, Kanal 6 haber dairesi başkanıydı. Haberin en tepesindeki adam oydu, dönemin patronu ve Generallerini saymazsak tabii. İşe baladığım ilk zamanlar teorik haber dili ve pratik medya gerçekliği arasında ciddi uçurumlar olduğunu farketmeye başladım. İçimdeki parlak yıldızı söndürmeyecektm kolay kolay. Oktay Özilhan’ın da desteğiyle yavaş yavaş siyasi haber takiplerine çıkmaya başladım. Ne olduysa bundan sonra oldu zaten. Çünkü suya sabuna dokunmadan istediğim kadar haber yapma fırsatım vardı. Ama sonraları yaptığım bir HADEP haberi Medyanın gerçek yüzünü bana gösterecekti.
Üç aylık bebeğin katarakt amelyatı, şişman adamın dramı, mahalle içinde elektrik trafosu, sokak çocuklarının dramı gibi haberler insanları ekrana kilitleyecek duygu sömürüsü formatlarıyla işleniyordu. Halk bunu istiyor diye insanlara enjekte edilen resimler sunuluyordu. Ama bu hayatların siyasi ve sosyal sorgusuna gelince barikatlarla karşılaşırdık. Çünkü editörlerin bize kurduğu barikatlar, izleyicinin beyninde de oluşturulmuştu. Büyülü dünyanın büyülü kobayları her defasında aynı metotla uyutulup kendi gerçekliğinden uzaklaştırılıyordu. Bir gün bu büyüyü bozacak bir çarpıklığa işaret ettiğinizde, hem medya alan teorisinin hışmına uğrar, hem de ayrılıkçı terörist olarak halka sunulabilirdiniz. Çünkü büyülü dünyanın egemenleri halkta bu algının oluşması için mücadele etmiş, bir taraftan da kendi ceplerin doldurmakla meşgul olmuşlardı. Halkta oluşturulan sürü psikolojisi öyle bir hal amıştı ki onların(egemen medya) iyi dediğine iyi, terörist dediğine terörist deniyordu
Gazeteci olarak birebir gördüğünüz ve şahitlik ettiğiniz bir olayı olduğu gibi aktarma şansıznız kalmıyor artık. 2000 yılında HADEP İstanbul dördüncü olağanüstü il kongresinde bunları tüm çıplaklığıyla yaşadım. Ham haberi sadece ve sadece gördüklerimiz üzerine kurmamıza ve hiç bir sıfat kullanmadan yalın bir halde sunmamıza rağmen başımıza gelmeyen kalmadı. (Kızağa çekilmek onurumuza dokunduğundan, kısa bir zaman sonra bu büyülü dünyadan ayrılmak zorunda kalmıştık)
Öyle ki genç bir gazeteci olarak çeşitliliği ve her türlü rengin bir zenginlik olduğunu gören bir insan olarak, haber merkezinde dönemin gündem gazetesini de okuyordum. Bir gün, bu gazeteyi masamda gören Mahmut Övür’ün ‘ Vay PKK’lı’ diye çıkıştığını duyan arkadaşlar olmuştu. İçinde çeşitliliği barındırmaya maalesef hazır değildi Türk Medyası. Çünkü bundan nemalanan Generaller, siyasiler ve patronlar vardı. Siyasiler ilkel milliyetçilikle oy toplama peşinde, Generaller tırmandırılan savaşla 17 bin insanın kanına girmekle meşguldüler. Medya patronları da bu gidişatı onların lehine çeviren yayınlarla reyting peşinde, yani para peşindeydi. Ve asıl yakıcı olan, bu çarkın içinde insanlığın utanç tablosu olan da kalemlerin sessizliğiydi. Evet, gazeteciler de bu tabloya seyirci kalıyordu.
Bu gün, yaşadığımız siyasi ve askeri felaketlerin yani Ergenekon terörünün ve 17 bin insanın faillerini saklayan, alkış tutan ve milliyetçiliği körükleyen medyayı sorgulamayışımızın acı gerçekliğiyle karşı karşıyayız. Hal böyleyken Türk medyasında değil Kürt olmak insan kalabilmekten bile bahsedilemezdi. Etnik farklılıkları bünyesinde barındıramayan medya, elbette bu farklılıkları yok sayan bir yayın politikası izleyecekti. İnsanı amaç yerine bir araç olarak gören anlayışın temsilcisi olacaktı.
Bütün bunlar bir araya gelince medya, tandansların yaratıcısı değil iktidarların yarattığı tandansın bir taşıyıcısı görevini üstlenmeye başladı. Sorgulama ve kamuoyu oluşturma ikinci üçüncü planda kalıyordu. Bunu TRT Şeş açılımında yaşadık. Bu güne kadar Kürt kelimesine tahammül edemeyen gazeteciler ki bunlardan biri de basın konseyi başkanı Oktay Ekşidir. Ekşi bile bu açılımdan duyduğu memnuniyeti utanmadan dile getirebiliyor. Makalelerinde Kürt halkına savaş çağrısı yaparken utanmayan bir gazeteci, bu halkın kazanımları karşısında memnuniyetini elbette dile getirebilir. Ama şimdiye kadar yaptığı inkârından dolayı bir özür dileseydi onun samimiyetine o zaman inanırdık. Aksi taktirde Ekşi’nin ‘şu an prim yapan laflar bunlardır benimde ağzım boş kalmasın’ diye yaptığı lafazanlıklar ınandırıcı olmaz. Kürtler prim yapıyor. O da bu tandanstan takılıyor.
Can Ataklı ve Arda Uskan gibi değerli gazetecilerle bir arada çalışmak bile Kimliğinizi ve kişiliğinizi korumak için her an kendinizi sorgulamanızı gerektiriyordu. Zira Can Ataklı bile Dinç Bilgin’i yani patronunu eleştirdiği için aynı gün kapı dışarı edilen gazeteciler kervanına katılmaktan kurtulamamıştı.
İşte size Türk medyasının gerçek yüzü!
Kürdü Kürt olarak kabul etmez, demokratı kabul etmez, patrona eleştiriyi hiç kabul etmez. Milliyetçiliği savunma mekanizması yapar, Ahmet Kayayı sürgün eder. Sonra ona iade-i itibar yapan yayınlar yapar. Tandaslar değişti çünkü. Kürtler prim yapıyor şimdi.
Ahmet KAYA Kürtçe bir şarkıdan bahsederken nerdeydiniz?
O zaman da tandans milliyetçiliğin etkisinde miydi yoksa?
Her esen rüzgara göre yön değiştiren bu gazetecilere sormazlar mı?
Kişiliğiniz nerde?
Yorum Yaz
Yorumlar (1 Yazılmış)
-
Gönderen nuri yilmaz, 12 Şubat, 2009 22:13:47merhaba bulent tanirsin belki yavas yavas yaziyorsun guzel okuyurum kendine iyi bak D S S



