E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?
Camımın önündeki ağacın tomurcuklarını seyrediyorum günlerdir. Tomurcukların doğaya merhaba diyeceği çiçekleneceği anı bekliyorum. Yüreğimle usulcana dokunuyorum yaprakların sarısına yeşiline.
Kaçımız tanık oluruz doğanın uyanışına, kaçımız görürüz etrafımızda olup biteni. Yaşamımızda kaçırdığımız anları ne zaman fark ediyoruz. Yaşamımızda durup düşündüğümüz anlar keş kelerin devreye girdiği anlar mı? Keşkeler ne kadardır yaşamımızda bilinmez. Ama bugünlerde fark etmediğimiz belki de gördüğümüz ama aslında göremediğimizdir doğanın uyanışını.Doğa uykusundan uyanıyor yeniden.yeniden gökkuşağın yedi rengini salıyor yeryüzünün üzerine. Yeniden aşık oluyor yürekler.Yeniden keşfe çıkıyor çocuklar sokaklardave yeniden Papatyalar sarıyor tüm yeryüzünü. Benim yüreğim ile de mavi diyor bu bahar arifesinde.Mavi kadar asi olsun istiyorum yaşamımız.Mavi kadar özgür olsun geleceğimiz.
Neleri kaçırdığımızı genelde neleri kaybettiğimiz anlarda fark ediyoruz. Düşünün ki yolda yürüyorsunuz. Bir yaprak düşüyor, yolda önünüze basıp geçebilirsiniz onun üzerinden umursamadan. Cezaevindeyseniz örneğin tecrit koşullarında her şeyin yasak olduğu bir yerde düşerse havalandırmanıza bir yaprak. Ne es geçersiniz, ne de üzerine basıp geçebilirsiniz yaprağın. Yasaklı bir yerde dokunamadığındır o.Değerlidir önemlidir sizsin için. Ömrümüzde böyledir, belkide olduğumuz yerin koşullarına göre şekilleniriz. Dışarda anlamsız gelen yaprağın üzerine içerde birçok anlam yükleyebiliriz. Önemli olan nasıl baktığımız değildir, nasıl gördüğümüzdür belkide.
Doğa yaşama uyanıyor yeniden biz farkında olmasak bile. Yaşamda kaçırdığımız atladığımız onca şey varken. Yaşamın telaşı içersinde telaşlı yürürken yolda yaşam bizi sınarken her kulvarında doğanın uyanışının ne önemi var ki demek görmemek hissetmemek değil midir.Nazım usta bir şiirinde “Hayatı ıskalama lüksün yok senin. “ diyor. Evet bizlerin hayatı ıskalama lüksü yok. Böyle yaşamanın doğru olduğuna inandım.
Keşke yaşamımızda her şey doğanın uyanışını kaçırdığımız gibi olsaydı. Yine de onu yakalayacağımız bir an olurdu elbet.Ama yaşam öyle değil.yaşam acımasız ve zor her kulvarı yeni sınama noktası.Her kaçırdığımız an keşkeleri, beraberinde getirdiğini unutmamak gerek. Bu gün bildiğimiz gördüğümüz ancak bununla yetindiğimiz bir durum var ki, hem de yarın çok geç kalacağımız bir durum. Coğrafyamızda Kürt çocukları taş attıkları gerekçesi ile on yılları bulan hapis cezalarına çarptırılıyorlar. İHD gelen bir mektupta küçük bir kız çocuğu “ben neden tutukluyum” diye soruyor: İnsan hakları savunucularına. Taş atmış olması tutuklanma nedeni olabileceğini bilmiyor. Bu coğrafyada çocuklar taş attıkları için yıllarca hapis yattığını bilse de, yaşasa da, onun çocuk saf yüreği bunu kabullenmiyor. Kabullenmemekte gerek. Onun gibi yüzlerce mahpus çocuk var cezaevlerinde. Onları görmek duymak onların özgürlükleri ve yarınları için geç olmadan bir şeyler yapmak gerek. Yarın her şey için çok geç olabilir. Baharda newroz coşkusunu en çokçocuklar yaşadı. Onlar için bahar bir bakıma özgürlüğün çiçek açması gibidir.
Evet, doğa bahara merhaba diyor, mahpusta çocuklar da merhaba diyor yaşama ve bahara. Biz baharı yaşıyoruz fark etmesekte. Onlar mahpusluğu yaşıyor çocuk yaşlarında. Biz baharı kaçırıyoruz belki onlar çocukluklarını ve geleceklerini. ”Şimdi Bahar Şimdi hayatın ortasında gözlerin var. “ diyor Şafak Tamer. Ben de öyle diyorum mahpus çocuklar için. Hayatın ortasında onların gözleri var.
Onlar mahpus çocuk. Küçük bedenleriyle tecritti yasakları ve cezaları yaşıyorlar. Onlar için ne yaptık diye sorma zamanı artık. Onların özgür yaşaması için ayağa kalkma isyan etme zamanı artık. Keşkeler dememek için. İnsan olduğumuz için bu görev bizim, başkasının değil. Bir ırmak gibi akarn baharda, çocuklar artık özgür olmalı. Baharda onların özgür yüreklerine akmayı bilmek gerek. Onları özgürleştirmenin sorumluluğu bizim sırtımızda.



