Bu yazıyı beğendiniz mi?

(toplam 12 oy)

Arşiv

Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pa
12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
272829

image


PKK, son çeyrek yüzyılda Ortadoğu’da ele alınması tanınması gereken en önemli olgudur kanımca. Kabul ya da reddedelim, yanında ya da karşısında yer alalım, şu gerçeği görmek zorundayız; PKK, Kürtler, Türkiye ve Ortadoğu için yakın tarihin en önemli olgusudur. Daha da önemlisi bugün dünya siyasetinde rol oynayan bir aktör konumundadır. Son otuz yılda hep aktüel kalan tek konu, basında yer almadığı -dönem demiyorum- gün sayısı sınırlıdır. Kurulduğunda doğan çocuklar otuz yaşına bastı. Yaşamlarımızı, farklı oranlarda ama doğrudan ve yakıcı etkileyen bu önemli olgu ne yazık ki, kimi yargılarla özdeşleştirilerek algılanıyor ya da öyle dikte ediliyor, belleklere. Kötü bir ezber dayatılıyor topluma. Toplum olarak bu konuda fena halde yanıltılıyoruz ve bunun bedelini hem Türkler hem Kürtler çok ağır ödüyor.

      Bu yazıyı derlemeden önce basın arşivlerine göz attım; saldırılar, küfürler dışında, belgesel kimi metinlerin sonradan müdahale edilerek, tahrif edilmiş hallerini buldum. . Elbette bu konuda kitaplar yazılmış, sayısız röportajlar yayınlanmıştır, fakat sansürden kaynaklı daha çok “filtreden” geçenler karşınıza çıkıyor, arşiv kayıtlarında. 1997-98'de, neredeyse zamanımın tamamını ayırarak, PKK tarihini araştırdım. Bu çok kapsamlı ve ayrıntılı çalışma maalesef Türkiye'de yayınlanamadı. Bir yıldır bu kitabı yeniden yaratmaya çalışıyorum. Okuduğunuz yazı özetin özeti sayılır.

     PKK’nin doğru tanımlanması ve tanınması sanılanın ötesinde öneme sahiptir.  Çünkü PKK’ siz Kürt halkının sorununu çözmek imkânsızdır. Alternatif aramak beyhude, hatta komik bir arayıştır, hep denendi ama sonuç kocaman bir hiç olduğu için hezimet bile olamadı. Birçok isim kullanılmak istendi, günümüzde de Kemal Burkay gibi siyaseten tükenmiş isimler yeniden yeniden kullanılmak isteniyor. Sorun düzeysiz zeminlere çekilerek çözümü zorlaştırılıyor. Ayrıca, PKK’ yi operasyonlarla, silahla, yani öldürerek yok etmek imkânsızdır. Bunda ısrar etmek toplumsal mücadelelerin tarih ve mantığından bihaber olmakla mümkündür ancak.  Zaman ve çok ağır sonuçlar defalarca kanıtladı bunu. Bu konuda verilen kayıplar, heba edilen kaynaklar, yaşanan acılar yetmez mi? Kaldı ki mümkün olsa bile yok etmek mi gerekiyor? PKK Ankara’dan çıkmış, Diyarbakır’da kuruluşunu resmileştirmiş bir parti, yani bu ülkenin insanları. Yasal siyaset yapması için anayasal, yasal, toplumsal, psikolojik koşullar oluşturmak daha çağdaş daha demokratik ve doğru bir yöntem olmaz mı?

    Kürt sorununu PKK yaratmadı elbette ama Türkiye’de Kürtlerin yok olmaya hızla ilerlediği bir aşamada ortaya çıktı ve döneminin en cesur ve ileri söylemine ve eylemine sahip olduğu için de sahiplenildi. Kürtlerin dirilişlini gerçekleştirdi, yani her şeylerini O belirledi. Bu bir övgü değil bir anket bile yapsanız Kürtlerin PKK’ yi böyle algıladığı çok rahat anlaşılacaktır. Bu konuda artık mızrağın çuvala sığmadığı aşikârdır. Yüz binlerce insan PKK ve önderliği için ayaklanıyorsa, çok sert müdahalelere, öldürme ve tutuklamalara karşın, milyonlarca insan PKK önderliğini iradesi olarak beyan ediyorsa, artık şu "terör" söylemini, saplantısını, safsatasını bırakmak gerekmez mi?  Son gelen Barış Gruplarını karşılayan insanların örgütsel, ruhsal davranış ortaklığı inkâra gelecek şey mi? Acılara gark edilmiş, halen açık ve derin yaraları kanayan bir halkın özgürlüğe, barışa, evlatlarına olan özlem ve coşkusunu çok görmek hatta “fazla da sevinmeyin yoksa…” Manasında içini burkmaya, tedirgin etmeye çalışmak, tehdit etmek hangi ahlaka, vicdana sığar. Duyarlı bir aydının o unutulmaz tablo karşısındaki tavrı bu olabilir mi? Bu içselleşmiş baskı rejiminin çok dramatik bir metaforudur. Türkiye de aydın ve sanatçıların önemli bir kesimi yasal ve fiili tehdit olmazsa eminim çok daha objektif ve gerçekçi yaklaşım içinde olacaktır. Koşullar çok az "normal"leşince bakınız Ertuğrul Özkök mealen "PKK gerçeğini görmek, PKK ve Öcalan'ı muhatap almak zorundayız" dedi. Ama inkâr ve karalamadan ibaret söylem, sadece öfke biriktiriyor. Türkiye’yi bir alamete bindirenler kıyamete gönderirken etrafımızda dönerek savaş tamtamları çalıyor, kana, ölüme övgüler diziyor. Demokratik bir ortamda Devlet Bahçeli açıktan ve bağırarak faşizmi savunabilir mi? Baykal inkârda ısrar edebilir mi? Başbakan, cumhurbaşkanı siyasi çözümü "PKK'yi tasfiye" mantığının dışına taşıyabilmeli. Çünkü gerçekten çözüm o vakit mümkün olabilir. 
    

 PKK HİÇ BİR DÖNEM AYRILIKÇI OLMADI
    

Ara başlık çok iddialı duruyor. Yazı dizisinin amacı bu iddiayı kanıtlamak değil elbette ama yazı boyunca bunu birlikte göreceğiz. Hatta bulabilenlerin incelemesinde yarar olacak en “ayrılıkçı” metin  “Kürdistan Devriminin Yolu”dur. Aynı zamanda PKK’nin ilk manifestosudur. Orada bile esas ayrılma mantığı doğru, dengeli ve eşit bir birlik içindir. Hatta mümkünse Türkiye halkı ve devrimci hareketiyle ortak devrim anlayışı vardır.
    

PKK 1978, 27 Kasımında Diyarbakır’da kurulmuş. Eşyanın doğası gereği, siyasi bir oluşum olarak öncesi var. Kürtlerin Cumhuriyet tarihinden dışlanmaları, yok sayılmaları ve her yöntem uygulanarak-buna dersim, Zilan, Hani’de ki gibi toplu katliamda dâhildir.-yok edilmeye çalışılmaları, toplumsal hareketlerin ya da isyanların mantığı kapsamında kırk tane PKK çıkışı için yeter sebeptir. Ne yazık ki bu olgu doğuşa kaynaklık edemeyecek denli ölüme mahkûm edilmiştir.  Tetikleyen ya da esin kaynağı olan olayların başında 1968 devrimci dalgası gelir. Bir önderlik hareketi olarak başlar ve bu özellik güçlenerek devam eder. PKK önderliği mealen şöyle bir açıklamayı birçok röportajında dile getirmiştir:” Mahirler Öldürüldü, Deniz Onlar İdam edildi, geriye kalanlar parçalandı. Bir Önderlik ihtiyacı vardı.”  
     

 Temel aksiyomu, deyim yerinde ise “sabit nokrası”, “Kürdistan sömürgedir” tezidir. Bundan hareketle, Kürtlerin ulusal kurtuluş problemi baş çelişkidir. Türkiye devrimci hareketinden ayrılma sebebi olan ilk ve en önemli husus budur. Sömürgecilik tezi, klasik olanı, fiili ve sürekli bir askeri işgalle, siyasi egemenlik ve ekonomik talan ile izah edilir.’70’ler dünyasının kurtuluş stratejisi bu konuda “uzun süreli halk savaşı”dır. Tabii bu arada Türkiye demokratik devrim hareketiyle ittifak hep öncelikler arasındadır. Çekirdek grup bu düşünceler etrafında şekillenir. Cemil Bayık, M.Hayri Durmuş, Mazlum Doğan, A.Haydar Kaytan, Mustafa Karasu dışında Haki Karer, Kemal Pir, Duran Kalkan gibi Türk devrimciler de Grubun Önder kadroları arasındadır.
     

 İdeolojik dönem denilen ‘70’lerin ilk yarısında, sırasıyla Çubuk barajı -‘73’baharıdır-,Tuzluçayır, Dikmen toplantıları yapılır. Grup hızla büyümektedir. 1974‘te ADYÖD kurularak devrimci gençlik örgütlenmeye çalışılır. ADYÖD yönetiminde Abdullah Öcalan ile birlikte Haki Karer'de yer almaktadır ve grup buradan yönlendirilir tüm okullarda faşist örgütlenmeye karşı etkili bir mücadele yürütülür. Burada açıkça Türkiye halkına karşı bir sorumluluk vardır. ADYÖD çalışmalarında Kürdistan sorunu da gündemleştiriliyor ama çalışmanın esası Türkiye demokratik devrimine hizmet etmektedir. DDKD kurulduğu zaman Kürt gruplar ADYÖD den ayrılır ama Apocular kalır. İlk dönem bir gençlik hareketi olarak örgütlenmeyi tartışır ama sonra bundan vazgeçilir. Grup için çeşitli isimler kullanılır –UKO gibi-,fakat kalıcı olanı APOCULAR olur.
    

1975'te konuyu tartışan grup, yaptığı kapsamlı bir toplantıda , “Ülkeye geçme” kararı alır ve ‘76’dan itibaren esas faaliyet alanını, Antep, Batman, Dersim, Diyarbakır, Van olmak üzere bölgeye kaydırır. Ankara'da daha sonra da Kürdistan'da sosyal şoven olarak adlandırılan hareketlerle ve Reformist Kürt gruplarıyla Apocular arasında ciddi çatışmalar yaşanır. Örneğin daha ilk gidişte Dersimde Gruptan Aydın Gül katledilir. Belli bir pratik ardından 76'da Dikmen toplantısı gerçekleştirilir. Dikmen toplantısının grup için önemi büyüktür, zira ideolojik fikirlerini, teorisini pratikte sınamış doğruluğuna karar vermiş kendine güveni artmıştır, pratikte ısrar etmiştir. Aynı zamanda bu toplantıda bir grup merkezi oluşturulur. PKK Önderliğinin yardımcılığına Türk bir devrimci olan Haki Karer seçilir. Grup '77 de Ankara'da kapsamlı bir toplantı daha yapar. PKK Önderliğinin yazdığı M:Hayri Durmuş'un redakte ettiği "Kürdistan Tarihi" çalışması yapılır ve tüm alanlarda dağıtılır. İlk yazılı belge olması ve daha sonra sistemleştirilen PKK Manifestosunun temeli olması bakımında önemlidir.
PKK Önderliği bu dönemde Ağrı, Kars,  Dersim, Elazığ,-Urfa ve en son Antep’i içine alan bir dizi toplantı yapar ama Ankara’ya döner.
   
n.mehmetguler@hotmail.com

  • email Arkadaşına gönder
  • print Yazıcı versiyonu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Yaz comment Yorumlar (4 Yazılmış)

  • Gönderen kenan, 25 Ekim, 2009 22:54:04
    pkk yi anlamak bir halkı anlamak ve o halkın acılarının ses olduğu gerçekliği tanımaktır.pkk yi hala bebek katili olarak algılamak ve anlamak anlatılan ın (yalan dolanın)kölesi durumuna gelip tamamen kendini istenilenin kuklası haline getirmektir.bu kişilikler kendini yaratamamış asalak ve objektif gerçeklikten uzuk kişiliklerdir. hayata at gözlükleriyle bakmayı bırakalım
  • Gönderen mustafa, 25 Ekim, 2009 00:40:51
    geçen güne kadar mezraları basıp kadın çocuk ayırtmaksızın kurşuna dizen pekaka değilmiydi? askerlere tuzak kuracağım diye mayın döşeyip bu mayınlara sivillerin basmasıyla sivillerin ölmesine neden olan pekaka değilmiydi?Ülkeye barışın daha önce gelmesini önleyen pekaka değilmiydi? Şantiyeleri resmi binaları yakarak bölgenin kalkınmasına darbe vuran pekaka değilmiydi? Pekaka terör örgütü değilmiydi? pekakanın nesini doğru anlayacağız, bazılarına kalsa pekakayı hayır kurumu olarak lanse edecekler. Pekaka terör örgütüdür ve silahları bırakasıya kadar mücadele bırakılmayacaktır kim pekakayı nasıl anlamak isterse istesin pekaka terör örgütüdür.
  • Gönderen yekda gewer , 24 Ekim, 2009 12:10:30
    bu yaziyla ilgili kitabinizi bekliyoruz heval bence on acici olacak.dahada etkili olabilmesi icin bence mükemmel bir dil kullanilmali devrimci demokrat yada insanim diyen bir cok türkkünde bu yazdiginiz kitabi okunmasini saglamalisiniz .kurd halki icerisinde kaldikca pek bir etkisi olmaz diye düsünüyorum.tabiki faydalidir. ama daha fazla türkiye halki icinde ilgi alaka duyulursa bi nebzede olsa sürece katki sunar . simdide basarilar dilerim sayin sayin güler
  • Gönderen Ardelen Bawer, 23 Ekim, 2009 13:00:27
    bu konuda daha öncede bir kaç yazınızı okudum kitap bu konuda gerçektende ihtiyaç çok güzel olur saygılar.bawer
© 2009 aktuelbakis.org, All rights reserved.